Tüm mahalleli bayramdan en az bir hafta önce başlardı temizliğe. Evlerde olağanüstü hal ilan edilir, bir curcuna havası hâkim olurdu. Erkek çocuklar evde kalabalık yapmasın, ortalıkta dolaşmasınlar diye sokaklara gönderilir, sadece yemek saatinde (o da en fazla 15 dakika kadar) eve gelirdi. Alelacele yemekler yendikten sonra, tekrar sokağa gönderilirdi ki bu bizim çok işimize gelirdi... Pencereler ardına kadar açılır, bütün ev havalandırılır, camlar silinir, perdeler yıkanır, halılar silkelenir, kıyı-köşe, dip-bucak iyice temizlenirdi. Evdeki temizlik bittikten sonra, bayram alışveriş gününün yaklaştığını anlar ve mutlu olurduk.
O zamanlarda böyle AVM’ler, çok katlı mağazalar yok elbet. Alışverişin bir numaralı adresi Adana’nın Küçük Saat Meydanı ve Çakmak Caddesi idi. Anne-babamızın elimizden tutar, yola koyulurduk. Dolmuşa biner, cam kenarından şaşkınlıkla etrafa bakardık. Niye mi? Çünkü bayramdan bayrama çarşıya çıkardık. Çarşının göbeğinde dükkân, dükkân gezinir, ne alacağımızı düşünür, finalde ise annemizin seçtikleriyle yetinirdik. Olsun; sonuçta ‘Bayramlık’ alınıyor derdik. O yıllarda bütün çocuklar tıpkı benim gibi bayramda giyeceği kıyafetleri, ayakkabısından çorabına kadar titizlikle seçerdi. Bu gezintiler çocukluğumun en güzel anıları olarak hâlâ zihnimdedir. Bayram demek; yeni bir elbise, yeni bir çift çorap ve bayram sabahına kadar gözüm gibi bakacağım yepyeni, gıcır gıcır bir ayakkabı demekti.
***
Annem, bir iki gün öncesinden hamur açmaya başlardı. Tencereler dolusu yemekler ve sevdiğimiz en güzel tatlıları hazırlardı. Onca işin arasında bu kadar işi nasıl yetiştirirdi halen aklım almaz. Arefe akşamı tüm kardeşlerin banyo sırası vardı. Annelerimizin ‘Arefe Suyu’ dediği banyo suyuyla yıkanır, misler gibi yatağa girer, bir an önce bayram sabahı olsun diye erkenden uykuya dalardık. Nihayet bayram sabahına uyanılır, babamızın önderliğinde erkek kardeşler Bayram Namazı’na gider, içimizdeki huzurla dönerdik. Bir de Bayram Kahvaltıları vardı elbet. Özellikle bizim gibi kalabalık ailelerde bayram kahvaltısı demek, ziyafet demekti. Sofrada yok, yok… Derler ya; ‘Bir kuş sütü eksik...’ Ama yeni alınan kıyafetleri giyme telaşı ve el öpme yarışı derken, kahvaltı sofrasından hep aç kalkılırdı. Amaç; bir an önce kendimizi sokağa atıp el öpmek. Ardından da eller uzatılıp, büyüklerimizden bayram harçlığı toplamak. Kahvaltının ardından annem saçlarımızı tarar, kıyafetlerimizi giydirir ve “sakın üstünüzü kirletmeyin!” diye tembihlerdi.
Çeşit çeşit bayram şekerleri, kolonya ve Türk Kahvesi eşliğinde misafirler ağırlanır, gelen misafirlerin hoş sohbetini dinlerdik. O zamanlarda da büyüklerimiz; ‘Nerde o eski bayramlar!’ diye sohbete başlardı. Bayramdan bayrama gördüğümüz hısım-akrabaların anlattıkları bize masal gibi gelirdi.
Benim yaşlarımdaki herkesin çocukluğunda bayram demek, mutluluk demekti. Hani yerli filmlerdeki gibi… O kadar güzel, o kadar saftı her şey. Maalesef bizim çocuklarımız için aynı şey geçerli değil. Yeni Türkü’nün meşhur Telli Turna şarkısında dediği gibi; “Biz büyüdük ve kirlendi dünya!”
Günümüz teknolojisinde çocuklarımız artık olup biten her şeyin farkında. Hiçbir yerden duymasa, görmese dahi internetten her şeyi takip ediyorlar. Dünyada bir “İyiler”, bir de “Kötüler” olduğunun bilincine bizden çok daha önce vardılar. Tartışma açık bir konu olsa da; biz mi daha şanslıydık, yoksa şimdiki çocuklar mı? Buna siz karar veriniz…
***
Sinirli, agresif, tahammülsüz, hoş görüsüz bir toplum haline geldik. Yeni bir çift çorap ya da bir çift ayakkabı günümüz çocuklarını mutlu etmiyor artık! Anneler bir hafta boyunca ev temizlemekle uğraşmıyor. Artık ne bayram temizliği, ne bayram alış verişleri, ne bayram ziyaretleri, ne de bayramın heyecanı kalmadı. Hâlbuki bunlar mutluluğun gizli şifreleriydi.
Eski bayramlardaki gibi olmasa da; bayram şekerlerimiz, kolonyamız, Türk Kahvemiz ve çocuklarımız için harçlıklarla bu bayrama hazırız. Eş-dost ve arkadaşlarımızla bayramlaşmaya gidip, demlenen çayları tazelemek, bayram sofrası kurup hep birlikte bayram yemeği yemek, bol bol sohbet etmek planlarımız arasında. Günümüzde mutlu bir bayramın şifresi bence budur. Birbirimizi sevgiyle iyileştireceğimiz, tatlı yiyip, tatlı konuşacağımız bir bayram diliyorum.