Bu yıl köşe yazıları yazmaya başlamamın otuzuncu yılı. 1993 yılında bir yerel gazete imtiyaz sahibi tarafından gazetelerinde köşe yazıları yazmam istendi. Meslekten gazeteci olmayınca elbette şaşırmıştım. Bir süre düşündüm, araştırdım ve kabul ettim. İlk yazım, “merhaba, ben de köşe yazısı yazmaya başlıyorum” mealinde kısa bir yazı olacaktı. İtiraf etmeliyim ki, o dönemde böyle anlama gelen 15-20 satırlık bir yazı yazabilmek için günlerce uğraştım. Bu durumun en iyi şahidi sevgili eşimdir. İlk yazım yayınlandıktan sonra artık sürekli yazmaya başladım. Aynı dönemlerde bir de yerel bir televizyondan program yapma teklifi aldım. Ona da çok şaşırmıştım. Bir süre düşündüm, araştırdım ve o teklifi de kabul ettim. Yaklaşık 20 yıl birçok yerel televizyonda hem de canlı olarak televizyon programcılığı yaptım. 30 yıldan beri de büyük çoğunluğu 5 Ocak Gazetemizde olmak üzere köşe yazıları yazmaktayım.

Bu kısa basın özgeçmişimi anlattıktan sonra, bazı eklemeler yapmalıyım. Gerek televizyon programlarımda gerek köşe yazılarımda, ilgili ve yetkililerden ima yollu dahi olsa programımın ve yazımın içeriği ile ilgili en küçük bir telkin almadım. Bu önemli bir konu benim için. Çünkü, ekonomik bir ilişki içerisinde olmadığıma göre elbette kendi düşünce dünyamı yansıtmak için emek veriyorum. Bu açık durumu anlayan bugüne kadar ilişkide olduğum tüm gazete ve televizyon ilgili ve yetkililerine teşekkür ederim.

Kolay değil, 30 yıldan beri fahrî olarak da olsa basın camiası içerisinde bulunmaktayım. Bu kadar uzun kalıcı olmanın herhalde bir takım nedenleri olsa gerek diye düşünüyorum. Bu nedenleri benim sıralamamın ne kadar doğru olacağını bilemediğimden tek tek saymayı uygun görmüyorum. Ama birkaç tanesini illaki saymam rica edilse şunları söyleyebilirim: Kimseye hakarete varacak ifadeler kullanmam. İkincisi, mümkün olan ölçüde kişiler üzerinde durmak istemem. Çünkü, benim basın camiası içerisinde olmamın temel nedeni, kamuoyuna bilgi aktarmaktır. Durum böyle olunca kişisel kavga ve mücadelelerden çok bilgi aktarmaya dönük tavır sergilemem daha doğru olmaz mı idi? Bilgi aktarmanın daha doğru olacağını düşünerek ve kabullenerek böyle bir yolu tercih ettim. Ayrıca, kişilik olarak da günlük siyasî çekişmelerin çok yararlı olmadığını da düşündüğüm için bu yolu tercih ettim. Bu yolu tercih etmeyenlere de elbette saygılıyım, çünkü dediğim gibi; tercih meselesi!

Bilgi aktarma deyince, elbette bugün gelinen noktada ne gibi bilgiler aktardığımı da sorgulamam gerekir diye düşünüyorum. Bu 30 yıl içerisinde gerek televizyon programlarımda gerekse köşe yazılarımda aktardığım bilgilerin ciddi çoğunluğunu tarih bilgileri oluşturur. Zaten bu nedenle de birçok yerde tanıtılırken Tarihçi olarak tanıtılırım. Daha sonra Tarih Bölümünü bitirince artık böyle bir tanıtımdan rahatsız olmuyorum elbette.

Tarih bilgileri aktarıyorum ağırlıklı olarak ama, tarih derya deniz bir alan. Yani, tarihin hangi dönemleri daha çok ilgi alanıma giriyor da kamuoyu ile paylaşıyorum diye sormadan olmaz.

Türkiye’de büyük bir eksiklik, yanlışlık olduğunu düşündüğüm bir konu vardı. Çok genç yaşlarımdan beri ATATÜRK konusunda bir şeylerin yanlış gitmiş olduğunu, hatta maalesef ters gitmiş olduğunu gözlemliyordum. Neydi o terslik? ATATÜRK savunması yaptığını söyleyen bir kesim insanların anlattığı ATATÜRK, gerçek ATATÜRK’E pek uymuyordu. ATATÜRK’E karşı cepheden bakanların anladığı ATATÜRK de gerçek ATATÜRK’E pek uymuyordu.

İşte tarih bilgi aktarımımın temel alanı bu olmalıydı. Yani, ATATÜRK ve Millî Mücadele olmalıydı diyerek bu ağırlıkta gayret gösterdim ve hâlâ da aynı temel gayreti göstermekteyim.

ATATÜRK, en çok yazdığı NUTUK kitabı ile değerlendirilebilir demek çok da reddedilir bir görüş değildir. Şu kadarını söyleyebilirim; Büyük ATATÜRK, Nutku’nu 10 sene sonra yazsa idi belki de bazı eklemeler ve çıkarmalar yapabilirdi. Ancak, 19 Mayıs 1919’dan 1925-26 yıllarına kadar olan dönemi o kadar güzel ve tamamen belgelere dayanarak anlatmış ki, biz o anlatım üzerine fikir üretmeliyiz. Nutku’nu 1927 yılında okuduktan sonra Alfabe değişimi olmadığı için eski harflerle 500 tane kadar basıldı. Bu baskıdan çıkan Nutuklardan bir tanesi de bende. Eski harflerle Osmanlı Türkçesini okumayı öğrenmiş olduğum için – ki 3 kitap çevirim var – Nutuk’u da çevirdim ve basılmayı bekliyor. Nutuk’ta yazılanları harmanlamak adına o kadar çok araştırma ve inceleme yaptım ki, kamuoyuna aktardığım tarih alanı çok ağırlıklı olarak Millî Mücadele, ATATÜRK ve bağlantılı dönemler oldu.

Basın camiasında geçirdiğim mutlu 30 yıldan sonra en çok gururlandığım konu işte bu konu, yani kamuoyuna aktardığım Millî Mücadele, ATATÜRK ve bağlantılı dönemleri anlatma konusu olmuştur.

Şu hatıra ile noktalayabilirim: Zaman zaman ziyaretlerine gittiğim üniversite hocalarını yine bir ziyaretimde şöyle karşılandım: Ben odaya girince, çok değer verdiğim Profesör arkadaşım, diğer hocalara dönerek, işte herkese ATATÜRK’Ü sevdiren insan geldi. Orada elbette Estağfurullah dedim ama Gururumdur.

Emeği geçen herkese teşekkür ederim.