Bir önce ki yazımda özellikle Büyükşehir Belediyesi Özel Halk Otobüs şoförlerinin ihlal ettiği trafik kurallarını, serbest geçiş kart kullanan yolcularına karşı hal ve tavırlarına dikkat çekmiştim. Bazı durumlarda otobüs şoförleri ile yolcular arasındaki garip diyaloglara örnekler vermiş, geçmişte yaşanan, ne yazık ki halen yaşanmaya devam eden şirazesi bozulmuş şoför arkadaşlardan da bahsettim. Siz belki şoför arkadaşlara çok yüklendiğimi, belki de bir intakım duygusu içinde olduğumu düşünmüş olabilirsiniz. Hayır, asla öyle bir duygu içinde değilim. Sadece olması gerektiği gibi, serbest geçiş kartı olan vatandaşların psikolojik olarak artık rahat bırakılması gerektiğine dair bir yazıydı. Hak edilenin, hakkı olanın önüne kimsenin geçemeyeceğini, bu konu hakkında da kötü muamele yapılamayacağını anlatmaya çalıştım. Yetkililere ve bu şekilde davranan araç sürücülerine sesimi bir şekilde duyurmaktı amacım. Kurallara uyan, yolculara kibar davranan, işini layığıyla yapan şoför arkadaşların hakkını da teslim ettiğimi düşünüyorum.
Otobüs-midibüs kullanan araç sürücülerinin uyması gereken trafik kuralları, nezaket kuralları vardır. Yolcuların da uyması gereken kurallar olması gerektiğini unutmamak gerekir. Araç sürücüleri hakkındaki düşüncelerim yolcular içinde geçerli. Otobüs içinde yolculuk yaparken öyle sinirli, vurdumduymaz, saygısız ve tuhaf insanlar var ki. Bu sefer böyle davranışlarda bulunan şahıslar için örnekler vermek isterim.
Son günlerde toplu taşıma araçlarını kullanan yolculara bir haller oldu? İnsanlarımız, her zamankinden daha sinirli, gergin ve vurdumduymaz olmadılar mı? Görsel medyada, yazılı basında ve sosyal medya sitelerinden sıkça bu davranışlara neredeyse her gün şahit oluyoruz. Geçtiğimiz günlerde benim de böyle olaylara benzer bir hadise geçti başımdan…
Sabahın erken saatinde işime gitmek için belediye otobüsüne bindim. Maskesini takmış ama ağzı-burnu açıkta bir şahıs ile hemen yanımda oturan başka bir şahıs arasında tartışma çıktı. Yanımda ki kişi, “Arkadaşım, şu maskeni doğru takar mısın? Senin yüzünden biz neden hasta olalım” diye sordu. Burası Adana! Adanalı, karşısında kim olursa olsun vereceği cevaptan hiç çekinir mi? İlla konuşacak, yorum yapacak, haksız olduğunu bile, bile marifetmiş gibi bir çift laf söyleyecek. Maskeyi olması gerektiği gibi takmayan, o pervazsız ve kibirli şahıs tek kelime söyler ve ‘Sana ne be adam’ der. Hemen yanımda oturan şahıs ise, ‘Sen benimle nasıl konuşuyorsun? Sabah-sabah başıma bela mısın?’ der. Sonra karşılıklı laf dalaşmaları ve diğer yolcuların müdahaleleriyle tartışma son bulur. Maalesef bu ikili konuşmalar hep gerginliğe neden olduğu için uzak durmakta, sessiz kalıp dinleyici taraf olmakta fayda vardır. Aksi takdirde, olan hep müdahale eden kişiye oluyor. Bir de nasıl olduğunu hala anlayamadığım bir şeklide kavga eden şahıslardan biri mutlaka susar, geri çekilir ve müdahale eden kişi arasında tartışma çıkar. İlla ki bu saçma durum sizin de başınıza gelmiştir. O yüzden, aklı başında olan biri saçma-sapan tartışmalardan uzak durmalı. Durduk yere insanın hiç uğruna başı belaya girer, sonra değer miydi denilir.
Sabah işe, okula giden ve akşam evlerine dönen insanlar Adana trafiğinde otobüsleri tıklım, tıklım dolduruyor. Tabi ki bu gayet normal. Lakin, o tıka basa dolu otobüslerde görgü kurallarını bilmeyen, vurdumduymaz olan, kendi menfaatini otobüste bile düşünen öyle insan var ki.
Başka bir örnek vermem gerekirse, yaşlı bir vatandaş ayakta yolculuk ediyor. Bir tane genç dediğimiz, geleceğimiz dediğimiz bir kişi bile o yaşlı insana yer vermez mi? Evet yer vermiyorlar! Ellerinde telefon, kulaklarında kulaklık, gözleri kapalı bir şekilde umurlarında olmadan yolculuğuna devam ediyorlar. Ayakta yolculuk eden duyarlı bir vatandaş, o vurdumduymaza seslenene kadar istifini bile bozmuyor. Öyle ki, ‘Sen beni nasıl yerimden kaldırırsın, beni neden rahatsız edersin!’ bakışları atar.
Bazı otobüslerin arka koltukları geniş olur. Bir genç gider ve oturduğu yere kamp kurar. Kamp kurar dedim ama, eminim evinde bile bu kadar rahat değildir. Neden mi? Bacaklarını ayrılmış, elinde cep telefonu, dünyayla iletişimini kesmiş bir şekilde yaylana, yaylana oturmakta. Yanına oturmak isteyen kişi, kendisini uyarana kadar toparlanmıyor. Bir de otobüse arkadaş gurubu ile binen kişilere ne demeli. Sırf espri olsun, yanındaki arkadaşları gülsün, dikkat çeksin diye aptalca şakalar yapar, ya da illa ki küfürlü konuşur. Hem de bağıra, çağıra…
Daha geçen hafta bir televizyonun ana haber bülteninde öyle bir haber gördüm ki, tam da yazdığım yazıya taze bir örnek.