Adana, Türkiye’nin en bereketli topraklarına sahip şehirlerinden biri. Narenciye bahçeleri, pamuk tarlaları ve verimli ovalarıyla Akdeniz’in en önemli üretim merkezleri arasında yer alıyor. Ancak geçtiğimiz yaz aylarında bu bereketli coğrafya üretimden ya da fiyatlardan çok daha hayati bir meseleyle yüzleşti su kaynakları.

Yaz aylarında barajlardaki doluluk oranlarının ciddi biçimde düşmesi, Adana için alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Su meselesi yalnızca çiftçinin değil, kentin tamamının ortak sorunu haline geldi. Çünkü su yoksa üretim de, yaşam da sürdürülebilir olmaktan çıkıyor.

Son dönemde yapılan açıklamalara göre barajlardaki doluluk oranının yüzde 65 seviyelerine ulaştığı ifade ediliyor. Bu oran, özellikle üreticiler için bir umut ışığı ve adeta “rahat bir nefes” anlamına geliyor. Zira birkaç ay öncesine kadar tablo gerçekten korkutucuydu.

Ancak bu rahatlamanın temkinli olması gerektiğini unutmamak gerekiyor. Geçtiğimiz aylarda Yedigöze, Kozan ve Nergizlik barajlarında su seviyeleri ciddi biçimde düşmüştü. O günler suyun ne kadar kırılgan bir kaynak olduğunu hepimize bir kez daha gösterdi.

Barajlardaki su kaybının tek nedeni elbette hava koşulları değil. Türkiye’de iklim değişikliği artık somut biçimde hissediliyor. Akdeniz ve Güneydoğu’da artan sıcaklıklar, barajlardaki suyun buharlaşmasını hızlandırıyor. Nitekim bir süre önce doluluk oranlarının yüzde 45 seviyelerine gerilediği görülmüştü ki bu, Adana için güvenli bir oran değil.

Bugün doluluk oranları ortalamanın üzerine çıkmış gibi görünse de bu durum rehavete kapılmak için bir neden değil. Aksine bu tablo bize tetikte olun uyarısı veriyor. Barajların sürdürülebilir biçimde dolması için yalnızca yağışlara değil, uzun vadeli ve akılcı planlara ihtiyaç var.

Bu noktada hepimize önemli görevler düşüyor. Su tasarrufu bilincini yükseltmek, tarımda modern sulama tekniklerini yaygınlaştırmak artık bir tercih değil zorunluluk. Bereketli Adana topraklarını ancak suyla ayakta tutabiliriz. Suyu korumak geleceğimizi korumaktır.

Barajlardaki doluluk oranları bugün nefes aldırıyor olabilir ancak iklim değişikliği bize açık bir mesaj veriyor. Su kendini otomatik olarak yenileyen bir kaynak değil. Asıl soru yağmurun ne zaman yağacağı değil, yağmadığında ne yapacağımızdır. Tasarruf bilinci mutfaktaki musluktan, banyodaki çeşmeden, bahçedeki hortumdan başlar. Küçük gibi görünen alışkanlıklar, milyonlarca insan tarafından tekrarlandığında barajlarda büyük fark yaratır. Korkuyla değil sorumlulukla hareket etmeyi öğrenmeliyiz.