Bir yanda savaşların yıkıcı etkisi, diğer yanda insanoğlunun doğaya verdiği zarar. Dünyaya şöyle bir uzaktan baktığımızda ortaya çıkan manzara ne yazık ki pek iç açıcı değil. Bitmek bilmeyen isteklerimiz, sınırsız tüketim alışkanlıklarımız ve doğayı sadece bir kaynak olarak görme anlayışımız yeryüzünü yavaş yavaş yıpratıyor.
Bugün doğaya baktığımızda insan etkisinin her geçen gün daha da belirgin hale geldiğini görmek zor değil. Bir zamanlar sayısız canlı türüne ev sahipliği yapan ekosistemler, artık eski zenginliğini kaybetmiş durumda. Pek çok canlı türü sessizce yok oldu, birçoğu ise yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Üstelik çoğu zaman bunun farkında bile değiliz. Çünkü doğadaki kayıp çoğu zaman gürültüsüz ve sessiz gerçekleşir.
Canlı türlerinin azalması sadece bir biyolojik kayıp değildir. Aynı zamanda doğanın hassas dengesinin bozulması anlamına gelir. Zincirin bir halkası kopunca, diğer halkalar da etkilenir. Toprak kirlenir, su kaynakları zarar görür, ekosistemler zayıflar. Tarımda yapılan bilinçsiz sulamalar, erozyon ve yanlış kullanım sonucu verimli topraklar nehirlere oradan da denizlere taşınarak yok olur.
Kirlilik yalnızca toprağı değil denizleri de etkiliyor. Denizlerimizdeki yaşam her geçen gün daha büyük bir tehdit altında. Plastik atıklar, kimyasal kirlenme ve artan sıcaklıklar deniz ekosistemlerini zorluyor. Öte yandan ormanların azalmasıyla birlikte doğanın nefesi de daralıyor. Zehirli gazların artması soluduğumuz havayı giderek daha kirli hale getiriyor.
Oysa ormanlar yalnızca ağaçlardan ibaret değildir. Ormanlar hayatın kendisidir. İçinde milyonlarca canlıyı barındırır, yağmur döngüsünü düzenler, iklimi dengeler ve bize temiz hava sağlar. Kısacası yaşamın devamı için hayati bir rol üstlenir. Buna rağmen ne yazık ki ormanlarımızı her yıl biraz daha kaybediyoruz. Ormanların yok olması yalnızca ağaçların kaybı demek değildir. Aynı zamanda toprağın, suyun ve gıdanın da kaybıdır. Tarım arazilerinin kaybı ise doğrudan yaşamımızın temel kaynağı olan gıdayı tehdit eder.
Üstelik bilim insanları küresel iklim değişikliğinin etkilerinin önümüzdeki yıllarda daha da artacağını söylüyor. Özellikle Ege, Akdeniz, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde sıcaklıkların artması, yağışların ve nemin azalması bekleniyor. Bu durum yalnızca doğayı değil, tarımı, su kaynaklarını ve yaşamın her alanını etkileyecek.
Tüm bu tablo bize tek bir gerçeği hatırlatıyor. Doğa kendi kendini yenileyebilen bir sistemdir, ancak bunun da bir sınırı vardır. Eğer bugün harekete geçmezsek yarın telafisi mümkün olmayan sonuçlarla karşılaşabiliriz. Aslında dünyayı bekleyen büyük tehlikeyi engellemek hala bizim elimizde. Doğayı korumak yaşamı korumaktır. Kaybettiğimiz her orman, yok olan her canlı türü ve kirlenen her su kaynağı geleceğimizden eksilen bir parçadır. Bu yüzden vakit kaybetmeden doğayı yeniden ayağa kaldırmak zorundayız. Çünkü kaybedecek tek bir saniyemiz bile yok.