Susuz hayat olamaz, bu tartışmasız bir gerçek. Dünya üzerindeki tüm canlıların yaşam kaynağı sudur. Ancak ne yazık ki su kaynaklarımız giderek azalmaktadır. Artan çevre kirliliği ve kontrolsüz kullanım, temiz suya erişemeyen insan sayısını Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2,2 milyara ulaşmış durumda. BM’ye göre bu sayının 2050 yılına gelindiğinde çok daha artacağını öngörüyor.
Artan nüfus, küresel ısınma, kuraklık, doğaya bırakılan kimyasal atıklar, tarımda bilinçsiz su kullanımı ve endüstriyel faaliyetler, su kaynaklarımızı her geçen yıl hem kirletiyor hem de azalmasına neden oluyor. Eğer insanlık acil önlemler almazsa önümüzdeki yıllarda su kıtlığı nedeniyle ciddi yaşam krizleriyle karşılaşabiliriz.
İklim değişikliğinin kökeni oldukça eskiye dayanıyor ancak insan etkisi Sanayi Devrimi ile hız kazandı. Fosil yakıtların aşırı kullanımı, ormanların yok edilmesi ve arazi kullanımındaki değişiklikler, atmosferde sera gazı birikimini hızla artırdı. Bu da küresel ısınmayı ve iklim değişikliğini tetikleyerek su kaynaklarımızın kirlenmesine, yer altı ve yer üstü suların azalmasına ve toprakların çoraklaşmasına yol açtı. Tüm bu olumsuzlukların sorumlusu insanoğludur. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için üzerimize büyük görev düşüyor. Su kaynaklarını korumak, verimli kullanmak ve iklim değişikliği ile mücadele etmek artık bir seçenek değil zorunluluktur.
Bu noktada sevindirici olan ise çözüm odaklı adımların da atılıyor olmasıdır. Bu hafta AOSB’de düzenlenen Su Verimliliği Zirvesi, bu anlamda dikkat çeken önemli bir buluşma oldu. Zirve kapsamında yürütülen OSB-SUYAP Projesi çerçevesinde üniversiteler ve bakanlık yetkilileri bir araya gelerek endüstriyel su verimliliği, sürdürülebilir su yönetimi ve atıksu yönetimi konularını ele aldı.
Adana Hacı Sabancı OSB’nin ev sahipliğinde gerçekleşen bu teknik toplantı, sanayi-akademi-kamu iş birliğinin ne kadar etkili sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyuyor. Proje ile atıksuların arıtılarak yeniden kullanımı teşvik edilirken, sanayide suyun geri kazanım potansiyelinin artırılması hedefleniyor. Bu yaklaşım yalnızca çevresel koruma açısından değil, aynı zamanda döngüsel ekonomi anlayışının güçlenmesi bakımından da büyük önem taşıyor.
Su sadece yaşam için değil tarım, enerji ve ekosistemler için de hayati öneme sahiptir. Bu nedenle her birey ve kurum, su israfını önleme, suyu kirletmeme ve sürdürülebilir yöntemler kullanma bilincini kazanmalıdır. Su hayatımızın kaynağıdır. Değerini bilmek ve onu korumak, hem bugünkü hem de gelecek nesillerin yaşam güvencesidir.