Adana, uzun yıllardır böylesi bir soğukla karşı karşıya kalmamıştı. Takvim kışı gösterse de bu şehir için kış, genellikle semboliktir; birkaç serin akşam, sabaha karşı hafif bir esinti… O kadar. Ancak bu yıl durum farklı. Soğuk, alışıldık nezaketini bir kenara bırakmış, Adana’nın sokaklarına kararlı adımlarla girdi. Güneşin hüküm sürdüğü bu coğrafyada ayaz, adeta bir yabancı gibi dolaşıyor.
Normalde günün telaşıyla erkenden canlanan sokaklar, bu kez biraz daha geç uyanıyor Adana’da. Esnaf kepenkleri ağır ağır açıyor, çay ocaklarından yükselen buhar, insanları kısa süreliğine de olsa ısıtıyor. İnce montlarla idare etmeye alışmış Adana, dolapların en kuytu köşelerinden kalın paltoları çıkarmak zorunda kaldı. Yine de yetmedi; çünkü mesele yalnızca giyinmek değildi, alışmak gerekiyor.
Adana’da soğuk, sadece bedeni değil, ruhu da şaşırtır. İnsan burada sıcakta yorulur ama üşümeye pek alışkın değildir. Eller cebine gitse de bir türlü ısınmaz, omuzlar yukarı kalksa da ayaz içeri sızar. Şehir, kendi doğasına ters düşen bu havayla ne yapacağını bilemez hâle gelir. Soğuk, burada bir iklim değil, bir sınav gibidir.
Bir zamanlar gölgede yer kapma telaşıyla geçen günler, şimdi güneşe doğru yönelmiş adımlarla sürüyor. Kaldırımın karşısı daha aydınlıksa, yol uzatılabiliyor. Çaylar daha çabuk soğuyor, sohbetler daha kısa sürüyor ama kelimeler daha anlamlı oluyor. Çünkü insan, üşüdüğünde susmayı değil, daha çok anlatmayı tercih ediyor. Soğuk, insanları kapalı alanlara çekiyor; kahvehaneler, evler, küçük dükkânlar birer sığınak hâline geliyor.
Bu havaya en çok şaşıranlar yaşlılar. “Biz böyle kış görmedik” cümlesi, her köşe başında yankılanıyor. Gençler duruma uyum sağlamaya çalışsa da çocuklar için soğuk hâlâ bir oyun sebebi. Onlar için üşümek geçici, şaşkınlık eğlenceli. Oysa yetişkinler bilir: Alışık olunmayan her şey, biraz endişe de taşır.
Belki de bu soğuk, Adana’ya kendini hatırlatma biçimidir. Şehirler de insanlar gibi, zaman zaman konfor alanlarından çıkar. Sürekli yazın rehavetine kapılan bu topraklar, şimdi kışla yüzleşiyor. Bu yüzleşme, şehri zayıflatmıyor; aksine, ona başka bir yüz kazandırıyor. Adana bu yıl kışı öğreniyor. Yavaşlamayı, beklemeyi ve güneşi özlemeyi…
Ve belki de en önemlisi, bahar geldiğinde onun kıymetini daha iyi bilmeyi.