70’li yıllarda Yeşilçam resmen şaha kalktı. Yılda çekilen film sayılarında rekorlar kırılıyor ve zengin kız-fakir oğlan klişelerinden kurtulup daha anlamlı filmler yapılmaya başlanıyordu. Kemal Sunal, Şener Şen, Münir Özkul, Adile Naşit gibi efsaneler girdi hayatımıza ve o sıkıcı durum komedileri yerini daha gerçekçi, eleştirel komedilere bıraktı. 70’ler sineması hayatımıza öyle bir damga vurdu ki, üstünden yıllar geçse de Adile Teyzemizin gülüşünü, Hulusi Kentmen’in o babacan bıyıklarını, İnek Şaban’ın insanüstü şapşallığını, en yakışıklımız Tarık Akan’ı, Dört Yapraklı Yonca’mızı ve nicelerini hiç unutmadık. Özellikle usta yönetmen Ertem Eğilmez’in başını çektiği Arzu Film imzalı kalabalık kadrolu komediler müthiş bir seri yarattı ve belki de iki nesil yetiştirdi. Hala aynı zevkle izlenen bu filmler üçüncü neslini de yaratacak gibi görünüyor. 1972 yapımı ‘Tatlı Dillim’ filmiyle başlayan bu hikâye ‘Hababam Sınıfı’, ‘Neşeli Günler’, ‘Tosun Paşa’ gibi efsane yapımlara kadar uzandı ve elbette Kemal Sunal’la bütünleşen ‘Şaban’ karakteri. Bu karakter halk tarafından o kadar çok sevildi ki Kemal Sunal neredeyse tüm kariyerini bu tipleme üzerine inşa etti ve birçok filminde Şaban ismini kullanmaya devam etti. Ne de iyi etti… Tabii hikâyenin devamı biraz farklı. Yıllar içinde güzel ülkemizde öyle dramlar yaşandı ki, memleketin en komik adamı bile dertli, tasalı filmler çekmek zorunda kaldı. Ne yapalım, kader!\n

***

70’lerin star fabrikasından öyle bir yağız delikanlı çıktı ki sormayın. Türk erkeğinin en üst modeli ağabeyimiz, 68 yapımı ‘Yedi Adım Sonra’ filmiyle hayatımıza girse de, Türkan Şoray’la çektiği muhteşem filmlerle jönlük tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Kadir İnanır… Namı diğer Deli Kadir… Diğer yandan ömürlük aşklarımız, çoluk çocuğa ismini verdiğimiz o yıldızlar Yeşilçam’daki saltanatını yaşarken Türkan Hanım ‘Sultan’lık mertebesine yükseliyor, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik’le birlikte Voltran’ı oluşturup Dört Yapraklı Yonca’yı yaratıyorlardı. Bu arada parantez içinde Gülşen Bubikoğlu da unutmayalım, hayranlarını kızdırmayalım.

ÇOCUK YILDIZLAR TÜREMEYE BAŞLADI

Ve Yeşilçam’ın hafızalardan silinmeyen renklerinden birisi de çocuk yıldızlardı. Bu furyayı başlatan ‘Ayşecik’ filmlerinin çocuk oyuncusu Zeynep Değirmencioğlu öyle bir üne kavuştu kl, ‘CİK’ ekleriyle bütünleşmiş sevimlilik abidesi ‘Ömercik’ ve ‘Sezercik’te ardından gelerek unutulmazlar arasına girdi. Sezercik’in, ‘Sana ilaçlar alacağım anneciğim’ repliği hepimizi ağlatmadı mı?

Elbette 80’li yıllara geldiğimizde her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi Yeşilçam’ın da sonu artık geliyordu. Darbelerle sarsılan Türkiye, değişen bir toplumun ve yeni bir çağın başlangıcını yaşıyordu. Tarık Akan, Fikret Hakan gibi eski Yeşilçam melodramlarının yıldızları bile sosyal içerikli filmlere yönelmiş ve sinemanın ihtiyaçları tamamen değişmişti. Evet, bu belki güzel bir devrin sonuydu ama bundan 100 yıl sonra bile izlenecek binlerce filmi yaratan efsane bir döneminde tarihe yazılması anlamına geliyordu.

***

YEŞİLÇAM İSMİ NEREDEN GELİYOR?

Ve son olarak Yeşilçam isminin nereden geldiğini de bir cevap verelim. Aslında Yeşilçam bir sokak ismidir. Beyoğlu’nun Taksim’e yakın tarafında bulunan, dönemin yapım şirketlerinin birçoğunun ofislerinin bulunduğu ve Yeşilçam Sineması’nın temellerinin atıldığı sokaktır. Bir zamanlar beyaz perdenin kalbinin attığı bu sokakta, şimdilerde sinemayı hatırlatan hiçbir iz kalmamış olsa da Yeşilçam ismi o küçük levhada görülmeye devam ediyor. Unutulmayan replikleri, eskimeyen şakaları, özlediğimiz dostlukları ve komşuluğu, aile sıcaklığı, eski İstanbul’u, muhteşem şarkıları ve efsane oyuncularıyla Yeşilçam tarihimizin en hoş hatıralarından biri olarak yaşayacak ve o güzel günlere bir gün tekrar döneceğimiz umudunu bizlere hatırlatmaya devam edecek.

KAYNAK: https://ViBio.com.tr/