Günlerden Pazar, sabahın erken saatleri…

Henüz yeni uyanmış, gözlerimi ovuşturarak şaşkın şaşkın etrafa bakıyorum.

Ev halkı telaşlı, bir panik havası hâkim. Ama herkesin yüzü gülüyor, şakalar yapılıyor.

Benden habersiz neler dönüyordu acaba?

Avluda ise kilimler yolluklar minderler, tabaklar bardaklar, kaşıklar çatallar tepsiler...

Küçük tüp, çaydanlık, termos, hatta mini bir buzluk da cabası.

Taşınıyoruz galiba diye düşündüm. Yok canım, öyle bir şey olsa haberim olurdu herhalde.

Ee, neler oluyordu o zaman? Bu hazırlıklar da neyin nesi?

Annem; “Hadi oğlum tuvalete git, elini yüzünü yıka. Hazırlan, birazdan çıkacağız.”

Ya neler oluyor?

Kimden, neyden, neden kaçıyoruz?

Kafamda deli sorular…

***

Evimizin direği, koca çınarımız seslenir kapıdan; “Hadi hanım, hazır değil misiniz hâlâ?”

Anlaşılan babam da işin içinde!

Annem, içi dolu koca bir poşet tutuşturur elime, “Al oğlum şunu, arabanın bagajına koyuver.”

Koştur koştur gittim ve çook rahatladım. Koca araba zırnazık dolu.

Neler dönüyormuş peki; Ailecek pikniğe gidiliyormuş.

Doluştuk arabaya. Yere yapışan araçta tam 10 kişi. Arabanın bagajı, hatta üstü bile eşyalarla dolu.

Piknik alanına giderken radyodan Pazar konserini dinliyoruz.

Bir pide fırınının önünde duruverdik. Babam o kadar insanın içinde kime seslenir?

Tabi ki bana, “Gelsene oğlum.”

Fırından tam 20 ekmek alınır!

***

Piknik alanına varıldığında kilimler, yolluklar, minderler yerlere seriliyor. Hep birlikte arabadan malzemeleri çıkarıyoruz. Herkesin çok sevdiği hamak da var. Babam hamağı iki ağacın arasına bağlar ve ilk kullanan da babam olurdu.

Biz çocuklar top peşinde koşar, büyükler ise mangal yakma işine girişir.

Mangal yakılır, etler şişlenir… Bir yandan salatalar yapılırken, diğer yandan da çay demlenirdi.

Göl kıyısına kurulan piknik sofrasında bir kuş sütü eksiktir.

Akşam karanlığına kadar süren piknik keyfimize diyecek yoktu.

Eve dönüş saati geldiğinde ise, dudaklar büzülür bir türlü eve gitmek istemezdik.

***

Bazen de mahalleli ile birlikte giderdik. İşte o zaman piknik daha neşeli, daha keyifli, daha zevkli geçerdi.

Mahalleli, kim ne alacak, kim ne getirecek diye aralarında paylaşım yapardı.

3-5 araba veya bir pikaba doluşup pikniğe giderdik.

Yenilen etlerin, yemeklerin, meyvelerin, içeceklerin haddi hesabı yoktu.

Pazar pikniğinin keyfine diyecek olmazdı.

Ya şimdi?

Mangaldaki et de, kömür de; Yandı bitti kül oldu!

Dilerseniz daha fazla girmeyelim bu konulara…