Vicdan ve akıl; elle tutulmaz, gözle görünmez ama varlığına inandığımız, tüm davranışlarımızı belirleyen ve kimi zaman kontrol eden kavramlardır.
Akıl bize bir şeyi yapmanın mantıklı veya pratik yollarını gösterse de vicdan bu eylemin doğru olup olmadığını sorgular ve etik sınırlar içinde kalmamızı sağlar.
Bir anlamda akıl hızımızı belirlerken, vicdan bizi yanlış yöne gitmekten alıkoyan bir emniyet freni görevi görür.
Vicdan merhametle ilgilidir ve iyiliğin kaynağıdır.
Kötü alışkanlıklar sık tekrarlanırsa vicdanın sesi kısılır, görevini yapamaz hale gelir ve sonunda vicdanı öldürürsünüz.
Vicdan ölmeden önce onu rahatsız eden kötülükler ya da kötü duyguları sıkça tekrarlamanız halinde sızlamaya başlar vicdan.
Bu durum içsel bir rahatsızlıktır ve çoğu zaman ölümden beter acı verir insana.
“Vicdansız akıl tehlikelidir, akılsız vicdan çaresiz.”
Onun için tarih boyunca bütün egemenler aklı bastırarak, vicdanı susturarak kitleleri istedikleri gibi yönetmişlerdir.
Devrimler aklın ve vicdanın isyanından doğmuştur.
Akılcılık bir dönüşümdür
Aklını kullanmayan itaat eder.
Egemen güçler de “sen bir şey düşünme” der, “ben senin yerine de düşünürüm, sen sadece bana inan, benim dediklerimi yap, kararları bana bırak.” Der.
Sormayan, sorgulamayan, aklını kullanmayan kişinin aklı da vicdanı da işe yaramaz.
Ahlak, korkunun ürünü değil, aklın ve vicdanın ortak sonucudur.
Akılsız olanın vicdanı ahlaklı olmaya yetmez.
Vicdansız olanın aklı da ahlaka ulaşamaz.
Dr. Erdal Atabek’in önemli tespitlerinde de vurguladığı gibi “dogmaların esaretinden, sultanların vesayetinden, yabancıların ipoteğinden kurtulmuş insanlar olmak için akıl sağlığımıza dikkat etmek vicdanımızın sesinin kısılmasına izin vermemek gerekir.
Aksi halde vicdan azabı zindan eder hayatı bize. Vicdan azabı, Silivri zindanlarından daha çok tutsak eder bedeni, ruhlarımızı esir alır, ölmekten beter eder insanı.
Vicdan, kişi yasaya aykırı bir davranış yaptığında, ne gibi bir gerekçe bulursa bulsun susturamadığı davacıdır. Kant’a göre vicdan” kişinin kendi yaptıklarını ahlak yasası ile değerlendirdiğinde duyduğu acı veren bir duygudur.”
Ülkemizde son günlerde yaşanan hukuk dışı uygulamaları değerlendirdiğimizde öyle sanıyorum benim gibi sizlerin çoğu da “ne çok vicdansız, akıl yoksunu insan varmış. “ diyorsunuzdur.
Aksi halde kanser hastası oğlunun peşinden cezaevlerini, hastaneleri onunla birlikte dolaşan bir anaya oğlunu göstermeyen aklı ve vicdanı nasıl izah edersiniz?
Keza hakkından ciddi hiçbir suçlama yok iken hastalıklarla boğuşan bir sanatçı menajeri kadını gezi ayaklanmalarının organizatörü, finansörü diye tutuklu yargılamanın akli ve vicdani bir yanı var mıdır?
Yıllardır topraklarını, ormanlarını, köylerini enerji patronlarına karşı savunan, on binlerce zeytin ağacı kesilmesin, maden sahası açılmasın diye direnen Akbelen köylülerinin Ankara’da meclis önündeki eylemlerine rağmen utanmadan, sıkılmadan meclisten yasayı geçirenler vicdan azabı çekmeyeceklerini mi sanıyorlar?
Yarın çocukları, torunları sorduğunda vicdanları sızlamadan nasıl cevabını verecek, nasıl yüzlerine bakacaklar?
Gelecek umutları kalmamış, hayalleri bile çalınmış gençleri yatarı bile olmayan suçlardan dolayı aylardır cezaevlerinde rehin tutanlar,
Siyasetçileri, belediye başkanlarını, yerel yöneticileri gizli tanıkların, etkin pişmanlıktan yararlanan! İtirafçı iftiracıların belgesiz, kanıtsız beyanlarıyla tutuklu yargılamak, özgürlüklerinden mahrum bırakmak hangi vicdanla bağdaşır?
Masumiyet karinesini yok sayarak, tutuklamanın en son uygulanacak bir tedbir olduğu gerçeğine rağmen insanların geleceğini karartmak hangi akla ve vicdana sığar?
Üstelik de tüm bu operasyonları ülkede yeni bir barış ortamı oluşsun iddiasıyla Terörsüz Türkiye projesiyle eş zamanlı olarak yapılıyorsa; vicdanı bıraktık siyaseten de akılcı bir uygulama olmadığı açık değil mi?
Silahlarını bırakma kararı alan örgütün lideriyle en üst düzeyde görüşmeler yapıyor ve hatta onu meclise davet ediyorken Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’i hangi akla hizmet cezaevinde tutmaya devam ediyorsunuz?
Hatay halkının özgür iradesiyle milletvekili olmuş Can Atalay’ı Anayasa Mahkemesi kararına rağmen hala bırakmıyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesin hükmüne karşın Selahattin Demirtaş’ı, Osman Kavala’yı yıllardır cezaevinde tutuyorsanız, Gezi sanıklarını cezaevinde tutmaya devam ediyorsanız, bu durumun ne akılcı ne vicdani bir açıklamasını yapamazsınız.
Sözün kısası; sanma ki her kalıbın içindeki insandır, insanı farklı kılan içindeki merhamettir, vicdandır. “Vicdan pusula gibidir, ona uyarsan doğru yolu bulursun. Ve bir gün aklın ile vicdanın arasında kalırsan vicdanını seç. Aklın çıkarlarını korur, vicdanın ise insanlığını”