Nihayet yeni bir seçime kadar - ki o yeni seçim de yakında yapılacak olan yerel seçimler - seçim konusunu bitirdik. Yani, şimdilik bitirdik.

Seçim sonucunu çok özet olarak şöyle değerlendirebilirim:

Kazanana ikaz, kaybedene ümit.

Ne demek bu?

Kazananın kullanılan 50 milyondan fazla oyun yarısını alması, diğer tarafın da yarı olduğunu gösterir. Dolayısıyla bıçak sırtı bir fark ile kazanılmış demektir. Kazananın çok dikkatli olması gerekir demektir.

Kaybedene de ümit veren bir sonuç ortaya çıkmıştır. Yani, evet kaybettiniz ama, bu kadar yüksek bir oy kullanımında yarıya yakın oy aldınız. Dikkatli olursanız, daha da iyi olursunuz.

Böyle bir sonuç, bilinçli bir ayarla olamaz herhalde değil mi?

Neyse…

Seçim şöyle veya böyle bitti ve herkes tarafından da herhalde kabul edildi.

Biz bundan sonrasına bakalım.

Önümüzde dağ gibi sıkıntılar, çözülmesi gereken konular var.

20 yıldan beri ülkeyi yöneten mevcut iktidar, uzun bir zamandan beri baskıladığı, ertelediği sıkıntıları bir an önce çözmenin yollarına bakmalıdır.

Nedir bu sıkıntılar, çözüm bekleyen konular?

Bir kere ülkemizin çok ciddi ve gelecek için çok daha ciddi dert olacak olan Türk olmayan Suriyeliler meselesi var.

Bakın bu konu çok ciddi bir duruma gelmiştir. Seçim sonuçları açıklandıktan sonra İstanbul’da, Adana’da, Gaziantep’te akıl almaz sevinç gösterileri nasıl yapıldı biliyor musunuz?

Suriye bayrakları ile, iyi mi? Başka bayrakları saymıyorum da. Bir kısmı da ellerine göstermelik olarak Türk Bayrağı alarak ve Arapça kutlamalar yapıyorlar.

Bu ne demek?

Bu ülkenin insanı, canlarım, vatandaşlarım, hemşerilerim, dostlarım arasında bu durumdan rahatsız olmayan var mı? Varsa ne kadar.

Tamam, seçim bitti, şu oldu bu oldu, şu kazandı, bu kaybetti. Ama artık Türk olmayan Suriyeliler konusu bir an önce masaya yatırılmalı ve mutlaka ama mutlaka ve bir an önce çözülmelidir.

Adı geçen insanlar için de zor bir ortam bulunmaktadır. Bu mesele, öyle kendi içinde yaşantısını sürdürerek yürüyecek bir mesele değildir. Koskoca bir ülkede yaşıyoruz. Bir kısım kendi içerisinde yaşayacak, diğer çok büyük kitle ile hiçbir ilişkisi olmayacak, dışlanacak… Böyle bir hayat devam edebilir mi?

Bu göç eden insanlarla, bizim insanımız kaynaşmayı düşünmedi ve çok büyük bir çoğunluk da düşünmemektedir. Hem de görüş, parti ayrılıklarına rağmen.

O insanlar da yaşadıkları bu topluma kendilerini uyarlama gayreti yerine baştan sanki ülkeyi ele geçirecekmiş gibi bir tavır sergiledikleri için artık beraber yaşama ortamı yok olmuştur. Zaten, neden beraber yaşansın ki?

İkinci bir konumuz daha var. Anayasa’nın ilk dört maddesi ve 66. Maddesi yeni dönemde de herhangi bir tartışma konusu olmamalı ve korunmalıdırlar. Bu konuda da parti, görüş, düşünce farklılığı ile hareket edilemez, edilmemelidir. Anayasa’nın ilk dört maddesi ve bu maddelerin atıf yaptığı başlangıç ilkesi ve bir de 66. Maddesi değişmeye ve tartışmaya açık konular değildir, olmamalıdır.

Elbette, ekonomi, ekonomi, ekonomi.

Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durumun ne olduğunu artık herkes biliyor ve görüyor. Bu konunun bundan sonra nasıl üzerimize bir dağ gibi çökeceği endişesi büyük bir kesim tarafından hissediliyor. Ertelenmiş, bastırılmış işlemler uygulandıkça neler olacağını daha da açık bir şekilde göreceğiz ve yaşayacağız. Ekonomi konusunda çok zor günlerin beklediğini anlıyoruz ve bu nedenle mevcut yönetimin yapacağı işleri bir an önce yapması gerektiğini bekliyoruz.

Seçim bitti ve ülkemizi bekleyen dağ gibi sorunların bence en önemlilerini sıraladım. Yeri geldikçe diğer konuları da her zaman olduğu gibi yazarız, yazacağız.

Oy vermenin saikleri, nedenleri sadece bu yazdığım konular değil elbette. Bu konular bir etken, ancak, çok daha farklı etkenler de var. Hatta belki de bir kesimin kabul etmek istemediği nedenler bile olabilir. Bundan dolayı herkes, kendi ezberlerini de bozarak değerlendirme yapabilmeyi kabul etmeli ve anlamalıdır. Aksi takdirde, sadece rakamlara bakarak değerlendirme yapmanın hiçbir yararı olmaz, olamaz.