Yazılarımı takip edenler, siyasi ve sosyal konulara ilişkin yazmadığımı bilirler. Yazılarımın ana konusunu enflasyon, döviz kurları, altın fiyatları, borsa, işsizlik, gelir dağılımı gibi makro iktisadın konuları teşkil etmektedir. Siyasi ve sosyal olayların ekonomiyi etkileyen kısımlarını, iktisat ilminin kuralları ışığında, bilgi, tecrübe ve vicdanımın sesini dinleyerek yorumlamaya çalışıyorum. Ne var ki siyaset ekonomiyi direkt etkilemektedir. Ülkeyi yönetenlerin siyasi tercihleri, ülkedeki enflasyon oranını, döviz kurlarını, altın fiyatlarını, borsayı, işsizliği, eğitimi ve gelir dağılımını belirlemektedir. Durum böyle olunca, ister istemez siyasi ve sosyal konular, ekonomi yazılarımın içerisinde yer almaktadır.
Ülkemiz bir seçim dönemini geride bırakmıştır. Her şeyden önce seçimler, korkulanın aksine, bazı yerlerde yaşanan küçük çaplı olaylar haricinde, huzur içinde tamamlanmıştır. Bu durum her türlü takdirin üzerindedir. Bu yönüyle demokrasimizin belirli bir olgunluk seviyesine ulaştığı herkes tarafından kabul edilmelidir.
Seçim sonuçlarının analizine gelince… İnsanlarımız siyasi tercihlerini ekonominin içinde bulunduğu durumdan bağımsız olarak, dini ve milli değerler ile güvenlik kaygılarını ön plana alarak yapmıştır. İktidar bloğunun, muhalefeti teröristlerle işbirliği yapıyor, milli ve dini değerlere saldırıyor şeklinde özetlenebilecek suçlaması seçimin sonucunu belirlemiştir. İktidarın devamı yönünde oy kullananlar, muhalefetin dokunulmazlığı yok, bunlar teröristlerle iş birliği yapıyorsa neden polise, jandarmaya, savcıya gidip haklarında işlem yapılmıyor diye kendilerine sormamıştır. Buna karşın, Muhalefet bloğunun; teröristlerle birlikte olmadıklarını, dini ve milli değerlere saldırmadıklarını, enflasyonun neden olduğu hayat pahalılığını ve yoksulluğu, işsizliği, gelir dağılımındaki bozukluğu, seçmenin tercihini etkileyecek şekilde gündeme getirememesi şaşkınlık verici olmuştur.
Seçim sonucuna bakıldığında, seçmenlerin ekonomik durumlarının son derece iyi olduğu, geçim sıkıntısı çekilmediği, gelir dağılımının adil, işsizliğin, yoksulluğun bu topraklara uğramadığı, Türkiye’nin refah ve zenginlikte dünyanın en önde gelen ülkelerinden birisi olduğu söylenebilir. Zira, dünyanın her yerinde seçmenlerin siyasi tercihlerini ekonomiye göre yaptıkları, ekonomi iyi ise iktidarı, değil ise muhalefeti tercih ettikleri bilinen bir gerçektir. Bunun tek istisnasının ülkemiz olması acıdır. Mesleği ve işi olmayan, gıda, giyinme, ısınma, ulaşım ve konutta yaşama gibi temel ihtiyaçlarını yakınlarının, devletin veya tarikatlar dahil çeşitli dernek ve vakıfların sosyal yardımları ile karşılayanların, ülkemiz nüfusunun çoğunluğunu oluşturduğu gerçektir. Bu kitlenin, ülkeyi yirmi üç yıldır yöneten ve aynı şekilde yöneteceklerini söyleyenleri tercih etmesinin anlaşılabilir yanı yoktur. İçinde bulundukları duruma neden olanları kurtarıcı olarak görmesi ise trajedidir.
Bu günkü yazımın klasik bir ekonomi yazısı olmadığının farkındayım. Seçim sonuçlarının analizi tam olarak yapılmadan, ekonominin içinde bulunduğu durumu ve alınması gereken tedbirleri yazmanın bir anlamı yoktur. Bu nedenle böyle bir yazı ihtiyacı doğmuştur. Bir sonraki yazımda, seçim sonrası ekonomide olası gelişmeleri irdelemek üzere herkese sağlıklı, huzurlu ve mutlu günler dilerim.
Saygılarımla,