"Senmisin?" dedi.
"Benim" dedim.
"Yaptın mı?" dedi.
"Yapmadım" dedim.
"Yazdın mı?" dedi.
"Yazdım" dedim.
"Zehir zemberek takılıyorsun" dedi.
"Taktığıma göre değişir" dedim.
"Üslubun çok ağır" dedi.
"Adamına göre" dedim.
"Sınırlarını aştığının farkındamısın?" dedi.
"Çalanı, çırpanı, kul hakkına gireni, densizi, dengesizi, deyyusu, iblisi, dünyanın kendi etrafında döndüğünü sananı, doymak bilmeyeni, hep bana rabbena demeyi bir OT sananı, hırsızlığı şaualalara çıkarmaktan utanmayan, sıkılmayan, ar- haya bilmeyen haysiyetsizleri yazarken sınır koymam, o sınırı da iplemem" dedim.
"Sen nasıl adamsın? dedi.
"Dandik olmamak için direniyorum" dedim.
"Özür dile" dedi.
Hırsızdan mı?
Arsızdan mı,
Çapsızdan mı?
Çamurdan mı?
Çöpten mi?
Çöplükten mi?
Üç kuruş etmezden mi?
Sinsi takılandan mı?
Tilkiden mi?
Titrekten mi
Koftirikten mi?
Zottirikten mi
Rezilden mi?
Rüsvadan mı?
Zibilden mi" dedim.
"Nasıl konuşuyorsun.. Kendine gel, haddini bil" dedi.
"Haddim haddinde" dedim.
"Bu özgüveninin sebebi nedir? Kimsin? Nesin? Kim için çalışıyorsun? Kimin adamısın?" dedi.
"Allah'ın" dedim.
"Atarım bak" dedi.
"Nereye?" dedim.
"Mapusa" dedi.
"Siz bilirsiniz" dedim.
"O zaman" dedi.
"Ne zaman?" dedim.
"Tez elden" dedi.
"Yaz elden" dedim.
"Olmaz" dedi.
"Ver elden" dedim.
"Veremem" dedi.
"Elime bak" dedi.
"Baktım" dedim.
"Ne var?" dedi.
"Kalem" dedim.
"Kırarım o kalemi" dedi.
"Elinizdeki o kalem KEMAL'leşir, MUSTAFA'ya dönüşür ve ATATÜRK olur dedim.
Cevap gelmedi.. Kalktı yerinden, yürüdü..
"Nereye" dedim.
"Yüzümü yıkayıp, nefes alacağım" dedi.
"Al" dedim.
O (!) hala nefes alıyor, ben hala yazıyorum.