Yazımın başlığına bakıp ta ‘Bu da nedir’ diye sorabilirsiniz… Ancak, insan hayatında 21 gün, çok ama çok önemli.

Belki birçok kişiye garip gelebilir ama bir şeye alışmak, alışkanlık kazanmak zihnimizde 20 günde meydana gelen bir durumdur (Bazı bilimsel araştırmalar ise bunun 66 ila 253 gün olduğunu söylese de genel kanı 21 gün) aynı eylemi, aynı hareketi 20 gün boyunca yaptığınızda 21. günde alışkanlık kazanmış oluyorsunuz.

Bunu sınıflandırmak gerekirse yokluğa alışmak… Birine, birilerine, sevdiğiniz olmaz ise olmaz dediğiniz kişiye, kişilere, eşyaya beslediğiniz evcil hayvanınıza veya hayvanlarınıza… Kendimden bahsedecek değilim veya yakından tanıdığım veya bildiğim birinden de bahsetmeyeceğim size, ama tüm Adanalının bildiği, tanıdığı şehri emininden bahsedeceğim size…

Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar tam 96 gündür aramızda değil, şöyle bir makarayı geri saralım ve gözaltı süresi sonrasında yaşananlara bir bakalım, hepsi dün gibi değil mi? Belediye önünde toplanmalar, sloganlı yürüyüşler yapmalar, parti binası önünde destek mitingleri, hatta belediye önüne devasa ‘Zeydan karalar Yalnız değildir’ Panosu koyarak vatandaşın duygu ve düşüncelerini yazmaları, destek çadırı açmaları vs.vs…

Sonuç;

21’nci günü çoktan geride bıraktık ve insanlar alıştı Karalar’ın yokluğuna, Oya Tekin’in, Kadir Aydar’ın olmayışına alıştı…

Belediye Meclisi’nde Başkan Vekilleri seçildi ve her şey kaldığı yerden devam etti… Çıkın sorun bakalım Adana sokaklarına, Seyhan’ın hatta Ceyhan’ın Silivri de haklarında hazırlanacak iddianameyi bekleyen Başkanların kaç zamandır içeride olduklarını, ne ile suçlandıklarını kim biliyor, kim hatırlıyor.

21 gün… Hayatımızın bazı alışkanlarının kazanılmasına, bazılarının ise vazgeçilmesine sebep olan 3 haftalık süre…

Her şeye ve her duruma alışmak gerçekten de zor bur durum… Hele ki böylesine bir dünyada, yaşadığımız coğrafyaya baktığımızda ateşten gömlek giydiğimizi söyleyebiliriz…

İç ve dış siyasette özellikle Ortadoğu coğrafyasına yönelik siyasete bakıp, aslında her şeyin bir düzmece olduğunu, kazananların belli, kaybedenlerin ise kadın, yaşlı ve çocukların olduğunu görüyoruz.

Tüm bunlara karşın göstermelik, eylemlerin, söylemlerin kapalı kapılar çevrilen kirli pazarlıkların olduğunu biliyor muyuz, ne yazık ki biliyoruz, dedim ya her şeye alışıyoruz.. Hukuksuzluğa, adaletsizliğe, insan haklarının hiçe sayılmasına…

Peki, hiç utanamıyor muyuz?