Önce TUSAŞ saldırısını yazmalıyız. Bu saldırıda ölen vatandaşlarımıza Tanrı'dan rahmet, ailesine, sevenlerine, ülkemize ve Türk Milletine başsağlığı diliyorum. Yaralanan insanlarımıza acil şifalar ve vücutlarında en az zararla bu saldırıdan kurtulmuş olmalarını gönülden diliyorum.
Çözüm süreci oyunlarının önümüze yeniden ve hiç gereği yokken konmuş olduğu bugünlerde bu saldırının yapılmış olmasını da doğrusu şaşkınlıkla izliyorum.
Birisi 3-5 gün önce Devletin ülkesi ve milleti olmaz gibi akıllara sığmayan sözler söylüyor ve hemen sonra çark ediyor. Bir kaç gün sonra ülkeyi müthiş bir infiale sürükleyen, nasıl olabilir, bu kadarı da olmaz dedirten bir öneri ile Abdullah Öcalan'ın Gazi Meclis'te konuşabileceği dile getiriliyor. Bunlar olurken, Selahattin Demirtaş ziyaret edilip istediğiniz her şey olacak deniliyor. Bunlar olurken aynı günlerde İstanbul Baro seçimleri oluyor ve 11 aday seçime giriyor. 65 bin aktif üyenin olduğu, dünyanın en büyük Barolarından biri olan bu Baroda seçimi 7 bin oyla Anayasa'nın ilk 4 maddesinin tartışılabileceğini önceden de söyleyen ve bugün seçildikten sonra da söyleyen birisi kazanıyor.
Bu işleri yapanların kimliklerine, konumlarına baktığınız zaman bu nasıl olur sorusunu sormamak mümkün mü?
Aynı günlerde sanki gizlice sözleşmiş gibi benzer işleri yapanların, benzer sözleri söyleyenlerin konumuna ve adına baktığınızda ne oluyor sorusunu sormamak mümkün mü?
Bütün bu işler olurken, bir de hepimizi üzen TUSAŞ saldırısına tesadüfen olmuş bir terör saldırısı demek mümkün mü?
TUSAŞ (Türk Uçak Sanayi Anonim Şirketi), 1973 yılında kurulmuş bir savunma sanayi şirketimizdir. Yüzde 54,49'u Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na, yüzde 45,45'i Savunma Sanayi Başkanlığına, yüzde 0,06'sı da Türk Hava Kurumu'na aittir. Böyle bir şirket neden hedef alınır ve böyle bir zamanda neden hedef alınır?
Birileri öncelikle hemen şunu söyleyebilir; çözüm sürecini baltalamak için bu saldırı yapıldı. Yahu bu yaklaşım çözüm sürecinin olduğunu kabul etmek demektir. Yani, yukarıda anlattığım konuların gerçekten çözüm sürecinin başlaması anlamına gelir demektir. Bu nedenle çözüm sürecini baltalama saldırısı dememelidirler. Öte yandan, bu saldırıyı yapan terörist grup pkk olduğu iddia ediliyor ise böyle bir terörist grup ile nasıl bir çözüm olacak ve böyle bir terörist anlayış ile nasıl masaya oturmayı göze alacaksınız? Ne uğruna bu görüşmeleri yürüteceksiniz? Ne vermek üzere bu teröristlerle buluşacaksınız? Bu şartlarda Abdullah Öcalan mecliste ne konuşur?
Bu soruların cevabı verilmeden topluma, Türk Milleti'ne nasıl bir yaklaşımla hesap vereceksiniz?
Bu nasıl olacak?
İnanın toplumun her kesimini dikkatlice takip etmeye çalışan biri olarak şu günlerde bütün dikkatlerin bu çözüm değil çözülme sürecine insanımızın odaklanmış olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hem de bütün kişisel sıkıntılarına rağmen Türk toplumu bu konuyu takip etmektedir.