Son dönemlerde insanlar çoook mutsuz… Huzursuz, kaygılı, gergin, stresli, düşünceli ve içine kapanık bir hale büründük.
Cadde ve sokaklarda, toplu taşımalarda, adım attığımız her yerde mutsuz insanlara rastlıyoruz. Öfkeli, asık suratlı, çatık kaşlı, incir çekirdeğini doldurmayan, sudan sebeplerden tartışma çıkaran toplum haline geldik. Buna istinaden, ‘Dokunsan ağlayacağım!’ modunda, ya da ‘Ah ne sen sor, ne ben söyleyeyim!’ diyen içi dolup-taşmış birçok insan var.
Mutlu olana çok az rastlıyoruz. Nadiren,‘Buna da şükür’ diyebilen insanlar var. Ancak söylenişi pek de içten değildir.
Son birkaç yılda yaşananlardan mı bu mutsuzluk, yoksa dünya genelinde küresel bir buhran mı yaşanıyor anlamış değilim.


Dünyamız bir yılı aşkın süredir küresel bir salgının pençesinde. Salgına karşı alınan tedbirler çerçevesinde kısıtlamalar, sokağa çıkma yasakları, iş yerlerinin kapanması gibi önlemler alındı, yasaklar geldi. Bu durum haliyle insanlara ‘Önce sağlık mı, yoksa geçim mi daha önemli?’ sorusunu akıllara getiriyor.

Pandemiden dolayı birçok sektör fazlasıyla etkiledi. Bırakın para kazanmayı, işinden-gücünden, eşinden-dostundan, mesleğinden, ailesinden, sevdiklerinden ve ne yazık ki canından olanlar oldu. Bu saydığım olumsuz, nahoş örneklerin sebebi yokluk ve çaresizlikten kaynaklanıyor. Az evvel söylediğim gibi bazen geçim derdi, insan sağlığının önüne geçiyor. Çünkü hepsi birbirine zincirleme bir ekosistem. Bu ne demek? Para yoksa, hiçbir şey yok! demek. Buna istinaden hem psikolojik, hem de fiziksel anlamda insanların sağlığı bir şekilde bozuluyor.

***
Aslında bu mutsuzluk tabloları insanlarda birkaç yıldır var. İnsanlar adeta yaşamaktan sıkılmış durumdalar. Dokunsan, bir volkan gibi patlayacak haldeler.
Kavgalar, tatsızlıklar, cinayetler, kadına ve çocuğu şiddet, intiharlar bir hayli arttı. Kimseye bir şey söylenmiyor. En ufak soruda veya karşılık vermede hırçınlaşıp, argo konuşmalarla alevlenen ve gittikçe büyüyen çirkin olaylar meydana geliyor. Selam verene de, vermeyene de çatıp, kavga ediliyor. Mahallede çocukların ettiği kavgalar bile, aile bireylerinin taşlı-sopalı birbirlerine girmeleri ile sonuçlanıyor. Yan baktın, ters baktın, dik baktın, düz baktın, niye baktın kavgaları! Daha neler, neler…

Peki, ne oldu bu birkaç yılda?


Dünya genelinde ve ülkemizde yaşanan olaylar mı desem buna? Yoksa bireylerde oluşan tahammülsüzlük, doyumsuzluk ve kanaatsizlik mi? Hiçbir şeyden zevk almayan, gülmeyi unutan bir toplumuz artık. Kabullensek de, kabullenmesek de durum ortada. Kimileri işsizlikten, kimileri geçim derdinden, kimileri ise monoton yaşamaktan dertli. Bazen de elindekinin kıymetini bilemeden veya o kıymeti kaybettikten sonra aklı başına gelen birçok karakter var. Özellikle yaşadığımız şu pandemi döneminde, herkesin ama herkesin bir şekilde bahanesi var. İşçi de, işveren de, yetkililer de, yöneticiler de kendilerince haklılar. Bu olumsuz tabloda kime, ne diyebilirsiniz ki zaten!

Gerçek şu ki; insanlar işsizlikten, çaresizlikten, geçim derdinden, monoton yaşamaktan, pandemiden, yasaklardan, kısıtlamalardan bıktı-usandı. Böyle olunca da, hayattan bir tat alamaz hale gelindi. Öncelikle insanların mutlu ve huzurlu olabilmesi için iş kaygısının, geçim derdinin ve gelecek korkusunun olmaması gerekiyor. Bu saydığım 3 ana madde sağlıklı işlerse, ancak o zaman insanlar mutlu olabilir. Aksi takdirde tıpkı yazımın başlığında olduğu gibi, ‘Mutsuzum-Mutsuzsun-Mutsuzlar!’ tablosunu hepimiz iliklerimize kadar yaşarız…