İsteğimiz dışında gelişen, yaşanmasını istemediğimiz olaylar ve gerçekler karşımıza çıktığında zorlanır, bir türlü kabullenemeyiz. Kaygılı, çaresiz, stresli, tedirgin bir ruh haline gireriz. Kabullenmeyi ve bunun altından kalkmayı bir türlü beceremeyiz. Tam üstesinden geldiğini düşündüğümüzde ise, çoğu zaman kişiliğimizden ödün veririz. Sevdiklerimizle ilişkilerimiz bozulur, aile bireyleri ile ters düşer, bunun akabinde de ister-istemez can sıkan olayların fitili de ateşlemiş oluruz.

İnsanoğlu, kabullenmeyi hazmedemeyince sarsılır. Mutsuz, huzursuz, asabi, hatta zavallı bir duruma düşebilir. Sanki çıkmaz bir sokakta veyahut karanlık bir odada tek başına kalmış gibi çaresiz hisseder. Acı ile kıvranır, mantıklı bir çözüm yolu bulmak için çırpınır.

Tek çıkar yol ise gerçeği ve onun neden olduğu acıyı kabullenmektir. Hayatın bizden istediği budur; ‘Kabullenmek...’ Tek çaremiz her olayı, dost veya düşman her insanı, kolayı, zoru kabullenmektir. Acıyı ve gerçeği kabullenen zoru başarır, hayatı dolu dolu yaşayabilir.

***

Gerçekleri kabullenmeyi öğrenen insan, gerçekle yüzleşerek yapabileceklerini doğru bir mantıkla tespit eder. En sağlıklı ve doğru yaklaşım budur. Sabah uyandığımızda günümüzün nasıl geçeceğini, başımıza neler geleceğini, karşımıza kimlerin çıkacağını bilemeyiz. Gerçeği kabullenmemek, acısı ne olursa olsun kabullenememek daha baştan bize kaybettirir. Olana karşı çıkmadan, kimseyi suçlamadan, sebepler aramadan, hikâyeler, genellemeler, itiraflar, yalanlar uydurmadan gerçeği kabul etmeliyiz.

Üzüntü, endişe ve öfke hiç bir işe yaramaz. İnsanın kendini kontrol dışı bırakmadan olanları, gerçeği kabullenmesi huzuru ve sağlığı getirir. Üzüntülerinin baskısından kurtulmuş bir insan, hayatını üzüntüden uzak ve endişesiz yaşaması halinde, yaşamın huzur ve keyfini de yaşamış olacaktır.

Yıllarca gerçekleşecek umuduyla kurduğumuz hayallerimiz vardır. Bunları terk etmek çok zordur. Öylesine bütünleşmişizdir ki, hayallerimiz yıkıldıkça yalnızca isyan ederiz.

Yıkılan hayallerimizin yerine daha mantıklı olan yenilerini koyabilirsek, yeniden ayağa kalkmayı da başarırız. Yapılması gereken budur. Bunu başarmak için de, gerçekleri kabullenmekten başka çaremiz yoktur. Kabullenmek boyun eğmek değildir. İçinde bulunduğumuz koşulları, kendimizi, neler yapabileceğimizi, tüm tabloyu tarafsız, bahanesiz, ‘Ama’sız, kimseyi suçlamadan, akıl yoluyla değerlendirmektir.

İnsanı mutlu eden en uzun süreli galibiyet nefsini, yani kendini bilmesidir. Kendini bilen, hayatın ve hayatın getirdiklerini kolayca kabul eder. Hataları ile yüzleşebilen insanlar bizi etkiler, kabul edemeyenler ise tedirgin eder. Aynı hatayı ısrarla tekrarlayanlardan uzak durmaya çalışırız.

***

Aslına bakacak olursanız kabullenmek bir erdemliktir. Kendini bilen, olgun bir insan kabullenmeyi de hazmedebilir. Bunun için büyük bir çaba içine girmenize hiç gerek yoktur. Yeter ki insan kendini bilsin, kendine güvensin. Öyle ki; şu fani dünyada insanoğlu, ölümü bile kabullenmiş. Bence geresi hikâye…