Bu 4 başarılı genç insan, hayatlarının baharında trafik canavarının kurbanı oldular. Ani ölümleri milyonları yasa boğdu. Sanki kaderleri aynıymış gibi hepsi de geçirdikleri trafik kazalarında, gencecik yaşta toprak olup gittiler. Yaşasaydılar Türk pop müziğine daha nice başarılı eserler kazandıracaklardı. Ama olmadı!
Uzay Heparı-1
Uzay Heparı, Gökhan Semiz, Kerim Tekin ve Barış Akarsu…
Bu 4 başarılı genç insan, hayatlarının baharında trafik canavarının kurbanı oldular. Ani ölümleri milyonları yasa boğdu. Sanki kaderleri aynıymış gibi hepsi de geçirdikleri trafik kazalarında, gencecik yaşta toprak olup gittiler. Yaşasaydılar Türk pop müziğine daha nice başarılı eserler kazandıracaklardı. Ama olmadı!
Yazılarımı takip edenler bilir; ne, nasıl, ne zaman, neden, nerede ve kim? Yani ‘5n1k’ diye sorulduğunda; araştırır ve yaşanmış bir olayı takip eder, hem kendimi hem de sizleri naçizane bilgilendirmeye çalışırım. Bu hafta uzun soluklu bir yazı dizisine başlıyorum. Genç yaşlarında, hayatlarının en verimli çağlarında, milyonların sevgilisi olan ama ansızın göçüp gitmeleriyle Türk halkına büyük şok yaşatan bu dört başarılı insanın hayatını kaleme almaya çalışacağım.
İlk olarak; Uzay Heparı ile başlamak isterim…
Bu hikâye, sihirli bir kalbi olan, kısacık ömrüne onlarca başyapıt sığdıran, evliliğinin beşinci ayında hamile olan karısını ölümüyle yalnız bırakan, kafa olarak zamanının çok ötesinde yaşayan, sanki insanlara bir mesaj vermek için gelmiş, yaşamış ve sessizce çekip gitmiş bir adamın hikâyesi.
***
Sezen Aksu birçok şarkıyı onun için yazdı. Henüz 20’li yaşlardayken yaptıklarıyla hayran bırakmıştı birçok ismi. Yıldız Tilbe ve Sezen Aksu, onun aşkı uğruna yıllarca kırgın kaldı. Ama en acısı, 90’lara damga vurup gittiğinde daha çok küçüktü Uzay. Milyonları hıçkırıklara boğan, küçük karanfilleri bi çare bırakan adamdı.
Uzay Heparı, 24 Temmuz 1969 tarihinde İstanbul-Bakırköy’de doğdu. İsminin Uzay olmasının sebebi; aya ilk ayak basıldığı zamanlarda doğmuş olmasıydı. Tam ismi, Rony Reşat Uzay Heparı. Annesi İstanbul’da büyümüş ve buranın kültürüyle yoğrulmuş Eti Hanım. Babası ise Türkiye’nin en önemli müzisyenlerinden biri olan Yayla Heparı.
Müzisyen bir ailenin içinde yetişmesi, yeteneklerinin küçük yaşlarda ortaya çıkmasına sebep oldu. Zaten farklı bir çocuktu Uzay. İletişim gücü yüksek, hareketli ve eğlence doluydu. Usta piyanist Ova Sünder’in de yeğeni olması onu müziğe daha fazla itti. 6 yaşında piyanonun başına geçip çalmaya başladı. Fransız Lisesi’nde eğitim gördüğü sırada, aynı anda İstanbul Teknik Üniversitesi Piyano Bölümünde eğitim aldı. Okuldan mezun olduktan sonra, vakit kaybetmeden müzik piyasasına atıldı. Ailesinin geniş bir çevreye sahip olması onun iş konusunda yolunu açtı.
***
O yıllarda Sertab Erener ve Levent Yüksel, kendi ekiplerine klavyeci arıyordu. Vakit kaybetmeden onların provalarına gitti. Ama provalar hayal ettiği gibi gitmedi. Heyecandan ya da stresten olsa gerek, bir türlü istediği performansı gösteremedi ve seçmelerde başarısız oldu. Ayrıca hayatı boyunca piyona çalmıştı. Bu yüzden olsa gerek klavyenin hassas tuşlarına ilk etapta adapte olmadı. Ama vazgeçmeye de niyeti yoktu. Bir eğlence mekânında piyano çalmaya başladı. İlk kazancını da Vakko’da piyano çalarak elde etti. Klavye konusunda kendisini geliştirmek isteyen Uzay, Garo Mafyan’dan dersler almaya başladı. Klavye eğitimini tamamladıktan sonra Uzay’ın yeteneğini ilk keşfeden kişi Vedat Sakman oldu. Onun yönlendirmesiyle 1988 yılında Zuhal Olcay’ın ‘Küçük bir öykü bu…’ ve Akrep Nalan’ın ‘Dağ Çiçeği’ albümlerinde piyano çaldı. Böylece profesyonel müzik hayatı başlamış oldu. ( Devam Edecek…)