Gerçekten başlığa bakınca farklı bir konu yazacağım belli. Aslında bugünler için İran konusundan başka bir yazı yazılamaz. Ama belli ki çok uzun zaman o konuda yazıp, çizeceğiz. Özellikle Türkiye-İran ve Azerbaycan ilişkilerinin mutlaka üzerinde duracağız. Denge meselesi olan tıramp ve azgın İsrail ile ilgili mutlaka yazacağız. Ama bu başlıktaki görgüsüzlük konusunu çok uzun zamandan beri yazmak istiyordum bir türlü yazamadım. Bir iftar yemeği gördüm de sıcağı sıcağına bu konuyu yazmayı uygun buldum. Evet! Görgüsüzlük! Böyle bir kelimeyi galiba dünyada başka dilde bulmak mümkün değil. Güzel ve dünyanın en eski dili Türkçemiz dışında başka bir dilde bir kitap yazacak kadar anlam içeren böyle bir kelimeyi bulmak herhalde mümkün değil. Numan Kurtulmuş, bir iftar yemeği vermiş ve Meclis adına galiba. Müthiş bir sofra. Sofra kelimesi elbette bu yemek çeşitlerine uygun düşmüyor ama Türk kültüründe sofra denir, ne yapalım. Yemek çokluğuna ve adlarına baktığımızda galiba tarihteki Padişah, Kral sofrasına benzemektedir. Yani, Numan Kurtulmuş da diyor ki, ben yemek verirsem Padişah, Kral gibi veririm. Ülkenin ekonomisini, insanlarımızın nasıl yaşadıklarını, açlık-yoksulluk sınırını filan tanımam. Asgari Ücret'in yirmi sekiz bin lira olmasını, emekli maaşının yaşamak için değil ölmek için bile yetmediğini filan anlamam diyor. Bu Meclis, yani TBMM öyle ağır ve imkânsız şartlarda kuruldu filan gibi konuları düşünmem ve saygı duymam diyor. Peki bu duruma ne ad vereceğiz? İşte dünyada başka dilde olmayan tek kelimelik bir açıklama Türkçemizde tarih boyunca bunun için vardır: Gör-gü-süz-lük! Keşke Numan Kurtulmuş ile bu iş bitse. Hayır, bitmiyor. Görgüsüzlük adeta bir yılan gibi bir çok kişiyi sarmış bulunmaktadır. Bir çok kişi bindiği araba ile, gittiği mekân ile, oturduğu ev ile, yaptığı gezi ile, kullandığı telefon ile ve hatta giydiği ile vesaire vesaire işlerle çevresine görgüsüzlük saçmaktadır. Bazıları nasıl elde ettiği belli olmayan (aslında belli olan) ünvanlarla etrafa görgüsüzlük saçmaktadır. Toplum demek her tür insanla yaşamak demektir. Bu nedenle toplumsal, toplumcu yaşamak demek de bu her tür insana göre yaşamak demektir. Durum böyle olunca başkalarını düşünmek asıl olandır. Elbette normal elde edilmiş kazancını insan istediği gibi harcama özgürlüğüne sahiptir. Ancak, toplumda herkesin gözüne sokma gayretiyle olmamak üzere bu özgürlük kullanılmalıdır. Böyle yapılmazsa, yani toplumsal ölçüler kullanılmadan yapılan işlerin adı görgüsüzlük oluyor ve toplumsal hayatın çözülmesine neden oluyor. Bir konuyu daha belirtmek gerektir ki, vahşi kapitalizm tam da görgüsüz insanlar istemektedir. Bu açıdan da vahşi kapitalizme direnme adına bireysel değil, toplumcu yaşamak gerek ve şarttır. Çünkü, bireysel yaşamak, gün gelir o bireysel yaşayan insanı yaşadığına pişman eder.