Günümüz Türkiye’sinde asgari ücretle çalışmak da lüks oldu!

Her ne kadar asgari ücret 17 bin lira, (pardon, 2 lirayı atladım!) olsa da, birçok işçi asgari ücretin altında çalışmaya mecbur bırakılıyor.

Mecbur, çünkü ülke ekonomisi buna izin vermiyor!

Mecbur, çünkü başka iş yok!

Mecbur, çünkü ülkede işsiz çok!

Mecbur, çünkü işveren maliyetlerin altından kalkamıyor!

Bu sebep ve bahaneler yüzünden işveren çalışanlarına asgari ücret vermiyor, veremiyor.

***

Bence mesele sadece ülke ekonomisi de değil.

Mesele fırsatçılık ve fırsatçılar…

Krizi fırsata çeviren ve zararı mazlumdan çıkarmayı iyi bilen açgözlü, ahlaksız, Allah korkusu olmayan, kul hakkı yemekten çekinmeyen mendeburlar da bu kötü gidişatın başrol oyuncuları.

Bunun en yakın ve en iyi örneğini Covid döneminden, deprem felaketlerinden ve seçimlerden sonra gördük.

Bence bütün mesele bu...  

***

Diyelim ki asgari ücretle çalışıyor, halinize şükrediyorsunuz!

Ev geçindirmek hiç ama hiç kolay değil.

Kirası faturası, okul ve mutfak masrafları, giyim kuşam derken maaştan ne kalıyor?

Hiçbir şey!

Peki, para suyunu çekince ne yapıyoruz?

Anamızdan, babamızdan, kardeşimizden isteyemediğimiz borç parayı, bankalardan alıyoruz.

Bankaların ek hesap dediği borç parayla ya da kredilerle ayakta durmaya çalışıyoruz.

Sonra ne oluyor?

Sonrasında harcadığımız parayı aslanlar gibi faiziyle geri ödüyoruz. (Sıkıysa ödeme!)

En sonunda banka kartları şişiyor, şişiyor, şişiyor!

Finalde ise, bir sonraki maaş hoppala bankalara…

İnsanlar göz göre göre, ‘mecburiyetten!’, ‘çaresizlikten!’ yasal tefecilerin altında eziliyor! 

Yani boyunlar bükük, omuzlar çökük!

Maalesef birçok vatandaş bu durumda!

***

İnsan sormadan duramıyor;

Hani rahat, huzurlu, refah içinde yaşayacaktık!

Hani mutlu olacaktık!

Hani her şey çok güzel olacaktı!

Sanırım bu şartlar altında biraz zor...

Sağlıcakla kalın…