Döviz kurunun önlemez yükselişi, bizlere deyim yerindeyse yol-su-elektrik olarak dönüyor. Akaryakıttan başlayan zam furyası, iğneden ipliğe zam olarak yansıyor.

Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik dar boğaz herkesin malumu. Hayat çok pahalı, geçinmek çok zor! Vatandaşlarımız geçim derdinden başka bir şey düşünmüyor, düşünemiyor. Döviz kurunun önlemez yükselişi, bizlere deyim yerindeyse yol-su- elektrik olarak dönüyor. Akaryakıttan başlayan zam furyası, iğneden ipliğe zam olarak yansıyor.

Mutfaklar yangın yeri!

Birçok evde tencere kaynamıyor!

Pazar arabaları dolmuyor

Buzdolapları bomboş!

Faturalar ödenemiyor!

Satılık-kiralık evler cep yakıyor!

3 milyonluk koskoca Adana’da,  nüfusun neredeyse yarısı işsiz!

Vatandaşın alım gücü sıfırın altında!

***

Son verilere göre ülkemizin (Sığınmacılar dahil!) 85 milyonu aşan nüfusu var. Ama buna rağmen yapılan sokak röportajlarında; “Bakın, her yer tıka basa dolu. Lokantalar, kafeler, eğlence mekânları dolup taşıyor! Tatil beldeleri insan seli, otellerde yer yok. Hani insanlarda para yoktu? Hani geçinemiyordu? Bakınız her yer cıvıl cıvıl.. Herkesin keyfi yerinde, isteyen istediğini alıyor” yorumlarını birçoğumuz izliyoruz.

Asıl sinir bozucu olan şeyse; bu röportajları yapan kişiler, genelde ‘Gurbetçi’ler oluyor. Yani yaşadığı, çalıştığı ülkede çile çeken, lakin döviz kuru farkından dolayı Türkiye’de krallar gibi yaşayan kişiler.. İnsanı çileden çıkaran da bu değil mi?   

Asıl anlamadığım, ülkemizde 85 milyon insanın hepsi mi refah içinde?

Herkes mi lokantaları, kafeleri, otelleri dolduruyor?

Herkesin mi evi arabası, yazlığı villası var?

Herkes mi çarşıdan, pazardan, marketten istediğini alıyor?

Herkes mi bolluk ve bereket içinde yaşıyor?

Herkesin mi işi gücü yerinde?

Hiç sanmıyorum!  

Sanmıyorum derken; elbette öyle değil, keşke öyle olsa.

Ama yukarıda yazdıklarım gibi olsa;

Kim, kimi ezecek!

Kim, kimi kandıracak!

Kim, kimin hakkını yiyecek!

Kim, kimden haksız kazanç elde edecek!

Kim, kimden çalıp çırpacak!

Bunların hiç biri olmaz ki…

Herkes zengin, refah içinde olsun istiyoruz, ama o zaman da tıpkı doğanın ekolojik sistemini bozmuş gibi, bizlerin de sistemi bozulmaz mı? Dünyanın, özellikle Türkiye’nin ayarlarıyla oynamanın ne alemi var! Bir düzen kurulmuş, kimse gıkını çıkarmıyor. Oturmuş, kurulmuş düzeni hiç bozmak olur mu? Olmaz tabii.. O yüzden kimse boşuna çabalamasın, bu düzen böyle gelmiş, böyle gider…

Sağlıcakla kalın…