İnsanoğlu zayıf bir varlık.

Nimetler içinde yaşarken, çok defa bunun kıymetini bilmez.

Ama bu değerler, muhtelif sebeplerle yok olduklarında “ vay anasını, şimdiye kadar hiç kıymetini bilmemişiz” deyiverir.

Hangimiz, nefes darlığı çekenler kadar “oksijen” in, yani “hava” nın kıymetini biliriz.

Kaçımız depremde yakınlarını kaybedenler gibi, bu felakete hazırlıksız yakalandığımıza lanet ederiz?

Diyaliz makinesinde böbrek nakli bekleyen bir hastanın ve onun yakınlarının duygularını tam olarak kaçımı anlarız?

Vatanımızı sevdiğimiz halde, kaçımız bu toprakların kıymetini hak ettiği kadar biliriz?

İşte bu yüzden, bıktırır gibi görünse de insanların zaman zaman, aynı konularda hatırlatmalarda bulunmak gerekiyor.

Çünkü; demokrasi gibi, laik düzen gibi bazı değerleri kaybettikten sonra geri getirmek neredeyse imkansız kadar zordur.

Bu yüzden bıktırır gibi görünse de, bunu yapmak gerekir.

Artık bu hatırlatmanın şekli bir ikaz, bir ceza ya da bir nasihat şeklinde mi olur, takdiri hatırlatana.

Ünlü mizah ustamız Hoca Nasreddin de bu nasihat mevzusuna çok önem verirmiş.

Bir gün kendisine “Hocam Dünya’da en değerli şey nedir” diye soranlara “Herkese nasip olmayan NASİHATTIR” demiş.

“Peki” demişler “En değersiz şey nedir?”

Hoca bu soruya da “yine nasihattir” deyince şaşırmışlar.

“Peki ama hocam, bir şey aynı zamanda hem en değerli, hem de en değersiz olurmu?”

“Elbette olur” demiş hoca “çünkü nasihat, tutulursa çok değerli, fakat tutulmazsa en değersiz şey olur”

Hocanın bu felsefesinden hareketle, yaşıma ve tecrübelerime de güvenerek, ülkede bu gün hukuku arkasına alanlar da dahil herkese “ bazı değerlerimize dokunmayın, onları ideoloji ve siyasi rant uğruna zedelemeyin” gibi, tutulacağından pek de emin olmadığım bir nasihatte bulunmak geliyor içimden.

O yüzden lafımızın arkasına “bir gün size de lazım olur” hatırlatmasını ekleyelim.

Gerçi geçtiğimiz günlerde yüzlerce öğretim üyesi profesör’ün gazetelerdeki “Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda Cumhuriyet değerlerini savunmaktan, çağdaş uygarlık yolunda, kızlarımızı da okutup, aydın gençler yetiştirmekten, demokratik haklarımızı kullanmaktan, b ilim insanı olmaktan, her şeye rağmen vaz geçmeyeceğiz” ilanlarını okuyup da, küçümseyerek dudak bükenleri görünce, bizim nasihatımızın hiçbir harbiyesinin olmayacağını peşinen anlamış durumdayız. Ama yine de laf olsun torba dolsun dedik.

Zaten bu yazıyı da, yolumuzu çevirip “hani sen Atatürk’çü idin..Bu Ata ve laik düzen düşmanları için yazmayacakmısın?” diyen bir dosta verdiğim söz üzerine yazdım.

Ancak nasihatimi hiç kimse dinlemese de; bu yazının yayınlandığı gazeteyi o Atatürk’çü dostun önüne koyar ve “Bak Atatürk, demokrasi ve laik düzen düşmanlarına “Tahrip ettiğiniz bu sistem bir gün size de lazım olabilir” nasihatinde bulundum.

Artık beni dinleyip dinlememek de onlara kalmış.