İnsanoğlunun haklarına , özgürlüğüne kavuşması kolay olmadı. Bunun için yıllarca savaşıldı , zorluklar aşıldı ve bugünlere gelindi.
Başlıcaları , 13.Y.Y. da İngiltere’de Magna Charta , 18. Y.Y daki aydınlanma dönemi en sonda da 1789 Fransa Devrimi.
1984 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi ve onu takip eden çok sayıda sözleşme. Tüm bunlara rağmen, dünyamızda hala özgürlük ve eşitlik bekleyen çok sayıda ulus var.
2. Cihan savaşından sonra da 1945 te kurulan Birleşmiş Milletler Örgüt tüzüğünün giriş kısmında şu ibare yer alıyordu. ‘’ Kadın ve erkekler eşit haklara sahiptir. Bütün insanların temel hak ve özgürlükleri vardır ve bunlar korunmalıdır. Ayrım yapılmadan davranmalıdır . çünkü her insanın onuru önemlidir. ‘’
10 Aralık 1948 te yayınlanan 30 maddelik insan hakları beyannamesini Rusya , Suudi Arabistan ve Güney Afrika devletleri imzalamadılar. Nedenleri ; Suudi Arabistan için kölelik ve laiklik , Güney Afrika için ırk ayrımı , Rusya için de mülkiyet.
1948 tarihli bu beyannameye göre : İnsanlar onur ve haklar yönünden eşit ve özgür doğar. Bunları kullanmakta ayrımcılık yapılamaz. Böyle denmesine rağmen, hala doğuştan köleler , aşağılanan zenciler , Hindistan da kastlar , Batı dünyasında doğuştan asilzadeler , burjuvalar, krallar var. Ayrıca tüm dünyada ruhani liderler de.
Zaten doğada eşitlik söz konusu değil .Hiçbir yaratık , diğeriyle eşit denecek biçimde yaratılmamış. iki yaprak , iki kum tanesi tam anlamıyla aynı ve eşit değil. Leoparların , zebraların derileri birbirine çok benzeseler de, o kadar farklı ki. Aynı şey , insanlar için de geçerli.
Eşitliğin içinde , içeriğinde , sevgi , özgürlük , adalet ve çeşitli erdemler var. Sosyal eşitlik ve adalet, hakkı gözetmek , ahlak , birbirinin içinde. En önemli hak ve özgürlükse düşünce ve düşündüğünü ifade özgürlüğü. Bunlar yoksa , diğer özgürlüklerin de hiçbir anlamı olmaz.
Gerçek eşitlik , sanki bir ütopi ve erişilmesi imkansız gibi. Gene de biz , umutlarımızı yitirmeyelim.