Çevrenin ve doğanın bizzat insan türü tarafından adım, adım yok edilmesiyle birlikte iklim değişikliğinin yarattığı ve yaratacağı tahribatın emarelerini görmeye başladık.

Küresel ısınma, insan yaşamını fiziksel ve doğal çevre, tarım ve gıda, temiz su ve sağlık, kent yaşamı, kalkınma ve ekonomi, teknoloji olmak üzere pek çok boyutta etkilemekte.

Yazların olduğundan sıcak ve uzun, kışların ise var olan özelliklerini yitirdiğini görüyoruz.

Yağmur ve kasırgaların şiddetine, kara parçalarının sular altında kalmasına tanıklık ediyoruz.

İnsan yaşamı adına en hayati şey olan suyun eskisi kadar bol olmadığını, birçok ülkede temiz ve güvenli su olmadığını da yine görüyoruz.

İklim değişikliğinin neden ve sonuçları ‘entelektüel’ düzeyden arındırılıp sıradan insanın anlayabileceği şekilde anlatılmadıkça bu sorun geniş kesimler tarafından algılanmaz, anlaşılmaz.

Ekonomik güçlük ve zorluğun içindeki insanlar için iklim buhranı ve de sonuçları pekte önemli değil. Nedeni şu ki, yoksulluğun dibini görmüş insanlar günü kurtarmak, kendisi ve ailesinin midesine bir lokma inmesiyle meşgul.

Yemişim iklim krizini diyorlar!

Gündelik yaşama koşulları nedeniyle iklim krizi ve değişikliği bu insanların gündeminde en son sırada.

Aslında daha çok kar-para adına yerkürenin havasını, suyunu, toprağını 150 yılı aşkın süredir kirleterek iklim değişikliğine neden olan gelişmiş ülkeler şimdi günah çıkarıyor.

‘’Biz daha çok para adına dünyanın içine ettik şimdi cenazeyi birlikte kaldıralım’’ diyerek az ve gelişmekte olan ülkelere çağrı yapıyorlar.

Samimiyetsizlik tamda burada başlıyor.

Ancak söz konu dünyamız!

Her şeye karşın bugün bilinçli bir şekilde çevrenin korunması, canlı türlerinin devamı ve asıl önemlisi bizden sonraki kuşaklar adına hep birlikte mücadele etmeliyiz.

Şimdi filmlerde gördüğümüz yanmış, yıkılmış, robotların hüküm sürdüğü, insan, canlı ve bitki türünün yok olduğu dünya o kadarda uzak değil.