Acılı ve yaralı baba anlatmaya devam eder;

Bir ay önce bana da bir mektup geldi. Muhtar getirdi. Hah dedim, oğlan askerden kaçtı para ister.

Benim okumam yazmam yok.

Utancımdan kimseye okutamadım.

Muhtar her önüne gelene demiş bana mektup geldiğini.

Ele güne bakamaz oldum. Dünyaya kahrettim, eve kapandım.

İhtiyar eğildi, bağlı elleriyle yün çorabının arasından katlanmış bir kâğıt çıkardı.

-Aha mektup bu..! Alın okuyun.

Nerdeyim diyorsa, gidin yakalayın.

Asarken de ipini bana çektirin!

Mahkeme başkanı Mustafa Necati kâğıdı açtı, okudu.

Birden yerinden fırladı, ağlayarak kürsüden indi. İhtiyarın önüne geldi. Boğuk sesiyle hıçkırdı:

-Baba bizi bağışla. Küçük oğlun da İnönü'de şehit düşmüş. Sana gelen mektup askerlik şubesinin şehitlik ilmuhaberiymiş.

İhtiyar elini öpmek isteyen Mustafa Necati Beyi durdurdu;

-VATAN SAĞ OLSUN!..

SİZ ASLANLARIM SAĞ OLUN!..

İhtiyar sessizce ağlamaya başladı.

Çıplak ak kıllı göğsü, körük gibi inip kalkıyor, kırışık yanaklarından süzülen gözyaşları sakallarının içinde kayboluyordu.

Vatan hainliği suçlamasından kurtulduğuna mı ağlıyordu, son oğlunu da yitirdiğine mi?

Kimse anlayamadı…

Bu vesileyle bu cennet vatanımızı bize bırakan bütün şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle anıyoruz.

Mekânları Cennet olsun...