Tasarruf etmenin pek sevimli bir tarafı yoktur. Yarını düşünüp biriktirmektense, bugün harcamak daha zevklidir. Mevcut durumu kontrol etmektense, anın keyfini çıkarmak çok cazip geliyor.
Biz toplum olarak bugünü yaşayıp, geleceğe ‘Allah Kerim!’ diye bakmayı tercih ettiğimiz için, tasarruf etmeyi çok sevmeyiz. Toplum olarak tasarruf alışkanlığımız çok düşük. Bizimle aynı gelir düzeyinde olan toplumlardan bile daha az tasarruf ediyoruz. Gelirimiz arttıkça daha fazla tasarruf edeceğimiz kesin, ama çoğumuz yapabileceğinden daha az tasarruf yapıyor.
Oysa tasarruf yapmak hem kişisel, hem de toplumsal açıdan iyi bir geleceğin ön koşuludur.
Tasarruflu olmak, önce israf etmemek demektir. Boşa geçen zaman da, gereksiz yere yanan ışıklar, musluklardan boşa akan sular da israftır.
***
Lüzumsuz çalışan her alet, hor kullanılan her eşya israftır. Bir işin verimsiz yapılması, ham maddelerin ziyan edilmesi, iyi planlama yapılmadığı için kaybedilen zaman ve emek hep israftır. Yapabileceğinin iyisini yapmamak, fırsatları harcamak da israftır.
Pek çok şirket tasarruf etmeyi sadece kriz dönemlerinde gündeme getirip, geçici önlemler alır. Bu şirketlerin çoğu, işyerine alınan gazeteleri kısmak, çayı-kahveyi yasaklama gibi etkisi olmayan tedbirler alır. Pek çok şirket, işlerin daralmasına aşırı tepki vererek hemen çalışanların bir bölümünü işten çıkarır. Bu, baştan aşağı yanlış bir tutum ve anlayıştır.
Tasarruf, şirketlerin zor zamanlarında değil, refah dönemlerinde yapması gereken bir eylemdir. Tasarruflu olmak dönemsel bir tedbir değil, bir iş yapma biçimi, bir dünya görüşü, bir hayat tarzıdır. Bu anlayış bireyler ve aileler için de geçerlidir.
Şirketin gelirleri düştüğü zaman acil tasarruf önlemlerine başvurması, çoğu durumda kötü yönetimin bir sonucudur. İyi yönetilen şirketler, kriz döneminde bu tür geçici önlemlere gerek duymaz.
Şirketlerin, firmaların tasarrufla ilgili tutumları ve yaptırımları kısaca böyle sıralayabiliriz. Asıl toplumumuzu ilgilendiren, özellikle dar gelirli ailelerin tasarruflu olma zorunluluğu çok can sıkıcı bir durum. Buraya kadar yazdıklarım uzman ekonomistlerin değerlendirmeleridir. Çoğumuza göre ise halk dilinde ‘tuzu kuru’ olanların sözleri bunlar.
Ama gelin görün ki çarşıda, pazarda, marketlerde, kasapta, manavda gerçekte durum böyle mi? Elbette değil! Çünkü millet olarak tasarruflu olmaya zorlanıyoruz. Hayat pahallılığı insanların belini bükerken, boğazından veya kişisel zevklerinden kısar hale geldik. Evlerimizin mutfağında yangın var! Her şey, ama her şey ateş pahası! Bir hafta önce aldığınız bir ürünün fiyatı bir bakıyorsunuz ki diğer hafta iki katına çıkıyor.
Hiç kullanılmayan elektrikten bile dünyalar kadar fatura geliyor. Vergi yüklü faturaları görünce insan ister istemez çoğu şeyden tasarruf etmek zorunda kalmıyor mu? Zorunlu ihtiyaç olan, bir hanenin veya iş yerinin olmazsa olmazı olan elektrikten, sudan, mutfak tüpünden vs hangi birinden tasarruf edebiliriz ki? Edemeyiz tabii! Vermiş olduğum bu basit örneklerden bile bahsederken içim şişiyor ve tasarruf etmenin zorunluluğu geliyor aklıma.
Anne-babalarımızın çocukluk dönemimizdeki tasarruf tedbirleri ve kuralları vardı. O dönemlerde, ‘ne kadar da cimri ebeveynlerimiz var yahu!’ dediğimiz, halden anlamayan bireylerdik. Ne zaman evlenip, çoluk-çocuğa karıştık işte o zaman tasarruf tedbirlerini daha iyi anlar olduk. Hatta sadece anlamakla kalmayıp, birebir uygular hale geldik. Çünkü gelir az, gider çok fazla! Elektrikten doğalgaza, su faturalarından mutfak masraflarına kadar her şeyden tasarruf etme döneminin yaşandığı bir devirdeyiz. Neyden, ne kadar tasarruf edilebilirsek o kadar kârlı oluruz. Yani, anne-babalarımız yerden göğe kadar haklılarmış…
***
Sözün kısası; tasarruflu olmak zorunlu bir durum haline geldi. Gelirin çok az, giderlerin fazla olduğu şu günlerde hepimizin tasarruf kurallarına uyması şart. Tasarruflu olmak, cimrilik değildir. Tasarruflu olursak hem israf etmekten kurtuluruz, hem de maddi olarak tedbir almış oluruz. Maalesef yaşadığımız hayat pahallılığı tasarruflu olmamızı şart koşuyor…