Ortaçağ, Avrupa için çok sancılı geçmişti. Ekonomik çöküş yaşanırken, insanlar kıtlık yüzünden hayatlarını kaybediyorlardı. Doğal olarak kültürel anlamda da geriye doğru gidiyorlardı. Bunun yanında Kara Veba gibi bir salgın dünyaya hükmetmeye başlamıştı. Milyonlarca insan bu salgın yüzünden hayatını kaybetti. Kâbus gibi geçen bu süreden sonra Rönesans Devri geldi. Ancak Ortaçağ’da yaşanan olumsuzlukların bir nedeni olmalıydı. Batıl inançlara göre tüm kötü gidişatın sorumlusu belliydi. Cadılar…
İşte asırlarca devam edecek olan Cadı Avı 1450 yılında başlayacaktı. İlk olarak insanlar için cadıları yakalama devri başladı. Geceleri ormanda şifalı bitkiler toplayan kadınların cadılık yaptığı düşünüldü. Şifacılık işiyle uğraşan kadınlar cadı olarak bir, bir toplanmaya başlandı. Bunun yanında doğum yaptıran ebeler de cadı avından nasibini aldı. Ebelerin büyü yapımında kullanıldığına inanılan Plasentaya sahip olmaları bunda büyük bir etken oldu. Plasentanın gençleştirici etkisi olduğuna inanılıyordu. Bu yüzden ebeler de bir, bir yakalanmaya başlandı. İnsanların gözü dönmüştü ve çember git gide genişliyordu. Artık delil olmasa da, sadece ihbar sonucunda bile kadınlar cadı avının kurbanı oluyordu. Her kadın, her an tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıyaydı.
***
‘Artık öleyim de bu işkence, bu acılar bitsin!’
Cadılıkla suçlanan kadınların mal varlığı hükümet ve ihbar eden kişiler arasında paylaştırılıyordu. Zengin olmak isteyenler birçok kadına iftira atarak servetine servet katmaya başladı. Bunun yanında yalnız ve kimsesiz kadınlar, çok çirkin olan kadınlar bile cadı olarak ilan ediliyordu. İnsanların gözü o kadar dönmüştü ki, çocukları ve erkekleri de büyücü olarak toplamaya başladılar. Ama özellikle kadınlar, yakalandıktan sonra çok ağır işkencelere maruz bırakılıyordu.
‘Artık öleyim de bu işkence, bu acılar bitsin!’ diyen yüzlerce kadın, gerçek olmadığı halde cadı olduğunu söylemek zorunda kaldı.
Kilise mahkemelerinde yargılanan kadınlar, cadı olmadığını kanıtlamak için saçma deneylere tabi tutuldu. Bu deneylerden bazıları şu şekilde; Örneğin bir kaynar su hazırlanırdı. Yargılanan kadında kaynayan sudan bir nesnenin alınması istenirdi. Yanma sonucunda oluşan yaralar çabuk iyileşirse suçsuz sayılırdı.
Ardından soğuk suya eli-kolu bağlı bir şekilde atılırdı. Eğer su yüzeyine çıkarsa, cadı olduğu ispat edilmiş olurdu. İşin garip yanı ise, fizik kuralları olarak suyun zaten kaldırma kuvveti vardır.
Başka bir deneyse ateş deneyiydi! Kadınlar, yanmakta olan ateş üzerinde yürütülürdü. Oluşan yaralar çabuk iyileşirse, kadının masum olduğuna kanaat getirilirdi.
Bir başka deneyse, kantar deneyiydi! Cadıların ruhlarının normal bir insana göre daha hafif olduğu düşünülürdü. Kadın bir kantarın üstüne çıkarılırdı ve karşı tarafa belirlenen bir ağırlık konurdu. Hafif gelirse cadı olduğuna, ağır gelirse kantarı büyülemiş olduğuna inanılırdı. Kadın ancak kantara konulan ağırlığa denk geldiğinde masum olduğunu ispat edebilirdi.
***
Masum insanların, özellikle kadınların Ortaçağ’da Cadı damgası yiyerek, iftiralara kurban gittiklerini, hiç uğruna nasıl da katledildiklerini, insanoğlunun yaşamış ve yaşatmış olduğu bu süreci olabildiğince uygun bir dille anlatmaya çalıştım.
O dönemlerde cahillikten midir, yoksa para hırsından mıdır bilinmez. Ama insanlar gerçekten çok zalim ve gaddarmış. Bazı kaynaklara göre 1 milyon kadın, cadı olduğu gerekçesiyle vahşice katledilmiş. Şahsen benim tüylerim ürperti! Ya sizin?
Son olarak, Ortaçağ’da yaşanmış bu katliamı sizin yorumlarınıza bırakıyorum...
KAYNAK: www.instagram.com/bilgiotagiyoutube