Son yazımda okumayı ele almış, okumanın geniş ve dar anlamda değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaya çalışmıştım.

Okumanın dar anlamı, yani açıkça kitap okumak, okumanın geniş anlamını, yani insanı, çevreyi, içinde bulunduğumuz şartları ve kısaca hayatı anlamlandırabilmek için mutlaka yapılması gereken bir iş olarak aktarmıştım.

Kitap okumanın değerlendirilmesi yapılırken elbette bir soru ile karşılaşılacaktır.

Nedir o soru?

Hangi konularda kitap okumak!

Bu sorunun cevabını açık olarak ve bir çırpıda kısaca verebilmek pek mümkün değildir. Çünkü, insanların eğilimleri, ilgileri, merakları, çevre şartları, eğitimleri, yaşları, cinsiyetleri vesaire gibi etkenler ne tür kitap okumak gerektiğini belirleyen etkenlerdir.

Bundan dolayı şu tür kitap okumalı gibi çok genel tavsiyeler her zaman tam da uygulanamayabilir.

Genç yaşta olanlar için şu şekilde bir yaklaşım uygun olabilir. Önceleri her tür kitap okuma yapılabilir. Kitap okuma alışkanlığı kazanıldıktan ve yerleştikten sonra kişi süreç içerisinde kendi eğilimini kendiliğinden belirlemek imkânına kavuşabilir. Nitekim, ileri yaşta olup da kitap okumaya küçük yaşta başlayan ve bu okumayı sürekli kılanlar ile yaptığım görüşmelerden bu sonucu çıkardığımı ifade edebilirim.

Bütün bu kişisel eğilime bağlı olarak anlatmaya çalıştığım okunacak kitapların içeriği ile ilgili bilgilere rağmen çok genel anlamda da olsa bir kitap türü belirlemek mümkün değil mi?

Ben mümkün ve hatta şart olarak görüyorum.

Nedir o tür?

Tarih!

Evet, her kitap okumak isteyene Tarih konusunu ele almasını tavsiye edebilirim.

Çünkü Tarih, hayatın kendisidir. Bu nedenle, tarihe ilgi duymak veya duymamak, tarihi sevmek veya sevmemek gibi ifadeler hayatın gerçekleri ışığında çok geçerli ve anlamlı bir değerlendirme taşımamaktadır.

İnsanın her yaşadığı an bile tarihe aittir. Çünkü, geçen bir dakikamız tarih olmaktadır. Bu nedenle, kim geçen bir dakikasını inkâr edebilir? Kim, geçen anlarını yok sayabilir? Kim, kendi geçmişini sevmek veya sevmemek ölçüleri ile değerlendirebilir? Kim, kendi geçmişine ilgi duymak veya duymamak şeklinde bir yaklaşım içerisinde olabilir?

Tarih, ortaokul, lise dönemlerinde tarih dersleri ile ve o derslerin bizde bıraktığı izlenimlerle anlaşılacak, görülecek, değerlendirilecek bir konu değildir. O dönemin derslerine sadece bir ders olarak bakılmalı ve o şekilde görülmelidir.

Yukarıda Tarih tanımı yaparken çok genel bir ifade kullandım: Tarih, hayatın kendisidir. Gerçekten, insan hayatı tamamen tarihin içerisindedir. Hangi konuma gelirsek gelelim, hangi ortamlarda bulunursak bulunalım, sadece kendi kişisel geçmişimiz bile kendi tarihimizdir. Bu nedenle Tarih, hayatın kendisidir.

Buraya kadar tarih ile ilgili olarak anlatmaya çalıştığım konu, tarihin kendi hayatımızın içerisinde ve dolayısıyla kaçınılmaz olarak tarihle yaşadığımız gerçeğini vurgulamaktır.

Tarih konusunu biraz daha açarsak, karşımıza tarihi nereye kadar uzatarak okumaya, anlamaya, anlamlandırmaya, bilmeye ve öğrenmeye çalışacağımız sorusu çıkar.

İşte burada tarih konusu farklı bir boyut kazanmaktadır. Zor gibi görünen ama aslında çok da güzellikler taşıyan bir durum ortaya çıkar. Çokça okunan tarih kitaplarından sonra tarihi nereye kadar bilmek konusu kendiliğinden hallolur.

Çünkü, yukarıda da sıraladığımız, okumanın kişinin eğilimi, merakı vesaire gibi özellikleri burada devreye kendiliğinden girecektir. Genellikle böyle olur. Birçok örnek bu genellemeyi destekler.

Bu konuda biz Türklerin elinde yine muhteşem bir örnek vardır:

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK!

Büyük Başbuğumuzun vazgeçilmez kütüphanecisi Nuri ULUSOY’UN verdiği bilgilere göre, ATATÜRK’ÜN okuduğu dört binden fazla kitabın dörtte birinden fazlası, bin iki yüz tanesi Tarih ile ilgilidir. Ek bir bilgi de şudur: ikinci sırada Din konusu gelmektedir. Büyük ATATÜRK’ÜN Anıtkabir’deki kitaplığı içerisinde bir sıra Güney Afrika ile ilgili kitaplar vardır. Bu kitaplar neden okunur?

Okunur, çünkü ne kadar okursanız sonuç sizi sınırsız alanlara götürür. İşte örneği!