Geçenlerde bir yakınım yaşadığı bir olayı anlattı. Olaydan hem kendisi üzülmüştü, hem de ben üzüldüm. Berber'e gitmiş. Berber'in konuşmasındaki farklılığı anlamış ama ne olduğuna tam karar verememiş. Konuyu Suriyelilere getirmiş. Kesinlikle gitmeleri gerektiğini söylemiş. Karşıdaki, abi din kardeşidirler gibi itirazlarda bulunmuş. Yakınım kendisine sormuş; sen nerelisin? Ben de Suriyeliyim. Herkesin yapması gereken ikinci soruyu sormuş; Neresindensin? Bayırbucak'tan. Maalesef ülkemizde belki herkes bilmiyor ama Suriye'de Bayırbucak tamamen Türkmen’dir, yani soydaşlarımızdır. Yakınım anlamış tabii ve demiş Türkmen’sin yani. Cevap evet elbette. Soydaşımız Berber, herkesin Suriyelilere çok keskin bir şekilde karşı olmasından dolayı çekiniyormuş. Yakınım demiş; olur mu öyle şey, sen bizim parçamızsın.

Bu yaşanmış olaydan hem güncel hem de tarihi çok önemli sonuçlar çıkar.

Yazılarımda ısrarla vurguluyorum ki, Türk olmayan Suriyelilerdir sıkıntımız. Anadolu, tarih boyunca bazen zorunlu bazen gönüllü Türk göçüne sahne olmuştur. Bunlardan en yakınlarından ve en ağırlarından birisi 1912 Balkan Harbi sonunda çok ağır şartlarda yaşanan yüzbinlerce Balkan Türkünün zorunlu göçüdür. O göç döneminde Anadolu da perişandı, ama aç susuz o soydaşlarımız özellikle İstanbul'da yaşamak zorunda kaldılar. Milli Mücadelemizde çok ciddi yararlılıklar gösterdiler. O göçün ülkemize yaptığı en önemli katkılardan birisi de Türk nüfus yapımızın güçlenmesi olmuştur ve bu açıdan o göç hâlâ önemini korumaktadır. Günümüzde Suriyeli göçü, aslında dünya egemen güçlerinin bir projesidir ve asırlardan beri değişmeyen Anadolu nüfus yapısının değiştirilmesi oyunudur. Bu nedenle Suriye'deki soydaşlarımızın burada olması hiç de rahatsızlık konusu değildir, olamaz. Elbette onlar da memleketlerine Türkiye'nin garantisi altında dönsünler. Çünkü orası onların da ülkesidir. Konunun bir de tarihsel yönü vardır. 1920 Şubatında son Osmanlı Meclis-i Mebusanı Misak-ı Milliyi ilan etmiştir. Lozan'da bu milli sınırlardan bir takım ödünler verilmek zorunda kalınmıştır. Bunlardan biri de Suriye ve Irak Türkmenlerinin dışarıda kalmasıdır. Dolayısıyla bugünkü Irak ve Suriye Türkmenlerine, Türkiye Cumhuriyeti ve Anadolu Türklüğü olarak borcumuz vardır, unutmamalıyız. Gerçi son zamanlarda ATATÜRK'ÜN büyük dehasının ürünü olarak ülke sınırlarımızın neredeyse tamamının Soydaşlarımızla çevrili hale getirilmiş olduğunu düşünmeye başladım. Bu konuyu bir başka yazıda kaleme almayı düşünüyorum.

Sonuç: Ülke nüfus yapımızı değiştirmeye yönelik olarak egemen güçlerin bir oyunu ile ülkemize gelenler mutlaka gitmelidir.

Not: Milli Mücadelemizde, özellikle bölgemizdeki mücadelede olağanüstü emeği geçen ve Adanamızın en eski yerel gazetesi olan Yeni Adana'nın sahibi Çetin Remzi Yüreğir beyin vefatını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum. Başta Bimsa'dan mesai arkadaşım olan kızı Oya olmak üzere tüm ailesine, sevenlerine, basın camiasına başsağlığı dilerim.