Bir insan dünyaya gelip doğru ile yanlışı ayırt edebilmeye başladığında kendi yanlışlarını ve kusurlarını bulabilmeye başlar. Toplumun neyi güzel, yakışıklı, iyi veya ideal bulduğuna bakarak kendisini de ona göre şekillendirmeye çalışır.

Günümüzde iyi-güzel, doğru-yanlış gibi kavramlar toplumumuzun yarattığı mükemmellik anlayışı ile şekilleniyor. Şu anda sosyal medya veya reklam sektörleri sayesinde insanlar hızla iletişim kurabiliyor ve bu gibi kaynaklarda “en iyi” kavramıyla neredeyse her gün karşı karşıya geliyorlar. Mesela sosyal medyada yer alan bir modelin yüzünü çok beğenip ona benzeyebilmek için kendisine defalarca estetik yaptırdığı halde kendini hâlen beğenmeyen bir sürü insan ile karşılaşmışsınızdır. Aslında bu ve bunun gibi örnekler toplum olarak dış görünüşe çok önem verdiğimiz ve toplumda bireyleri sürekli olarak değişmeye ve mükemmel olmaya zorlayan bir sistemin içerisinde yer aldığımızı gösteriyor. Halbuki, her birey kendisini olduğu gibi kabul edip mükemmel olmak için çabalamasa toplum psikolojisi için çok daha iyi olacağını düşünüyorum.

Unutulmaması gereken bir şey var: herkes bebekken mükemmel doğar. Louise Hay “Düşünce Gücüyle Tedavi” kitabında bunu çok güzel bir şekilde dile getirmiştir. Her insanın bebekken mükemmel olduğundan bahsedilen bu kitapta aynı zamanda bebeklerin kusursuz olmak için hiçbir şey yapmadığından ve istediklerini talep ettiklerinden bahsedilmiştir. Ben de her bireyin tıpkı bebekken oldukları gibi yetişkin olduklarında da özgüvenli olması gerektiğine inanıyorum. Ayrıca , yetişkinler olarak sosyal medya ve reklam sektörünün dayattığı “mükemmellik” baskısının da farkında olarak daha mutlu ve huzurlu olabilmek için öyle olmaya çalışmamaya özen gösterilmesi gerektiği kanaatindeyim.