Su hayattır. Su olmazsa üretim olmaz, üretim olmazsa yaşam olmaz. Sağlıklı, güvenli ve sürdürülebilir gıdaya ulaşmak artık sadece bir ideal değil, hayatta kalmanın ön koşulu. Soframıza gelen bir dilim ekmekten, bir bardak süte kadar her şeyin ardında su var. Su, üretimin kalbi. O kalp durursa, üretim de durur; üretim durursa, yaşamın da nefesi kesilir. Bugün ülkenin dört bir yanında olduğu gibi, bereketli topraklarıyla bilinen Çukurova da ciddi bir su kriziyle karşı karşıya. Çukurova’da alarm zilleri çalıyor. Akademisyenler uyarıyor, ziraat mühendisleri uyarıyor, çiftçiler uyarıyor; “kapalı devre basınçlı sulama sistemine geçilmezse bu topraklar kısa bir zaman içinde çatlayacak diyor.

Ama seslerini duyan var mı?
Ne yazık ki yok.
Bu uyarılar çoğu zaman bir yankı gibi dönüp dolaşıp aynı duvarlara çarpıyor. Oysa mesele sadece tarım değil; mesele yaşamın kendisi. Üretim olmadan gıda olmaz. Gıda olmadan sağlık, güvenlik, sürdürülebilirlik konuşulamaz. Bugün soframızda çeşitlilik istiyorsak, sürdürülebilir tarım uygulamalarını desteklememiz, bilinçli tüketim alışkanlıklarını yaygınlaştırmamız gerekiyor. Ama bütün bunlar, suyun varlığına bağlı. Soframızın geleceği, tarladaki bir damla suya bağlı anlayacağınız.

Çiftçi, mühendis, üretici… Herkes elinden geleni yapmaya çalışıyor. Dün bir toplantıya katıldım Ziraat Mühendisleri Odası’nda. Hem Oda Başkanı Ahencan Tayakısı, hem de Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bülent Özekici çok önemli detaylar anlattı Çukurova’nın ne kadar ciddi bir su kriziyle karşı karşıya kaldığına dair. Kendisi de çiftçi ve aynı zamanda Adana Çiftçiler Birliği 2. Başkanı olan Prof. Dr. Özekici, çarpıcı örneklerle su kayıplarının nelere mal olduğunu ve acilen kapalı devre basınçlı sisteme geçilmesinin gerekliliğini anlattı örneklerle. Vahim durumdayız açıkçası. Bu konuda Adanalı Ziraat Mühendisleri, üretici örgütleri, çiftçiler; TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyeleriyle görüşüp çözüm yolları arıyor. Tarım Bakanlığı’na çağrıda bulunuyor, Devlet Su İşleri’ne sesleniyor, adeta feryat ediyorlar. Ama görünen o ki, yetkililer hala işin ciddiyetini tam olarak kavramış değil. Oysa geleceğimiz tehlikede. Çünkü bu mesele sadece teknik bir dönüşüm değil, bir zihniyet dönüşümü meselesi. Suyu sadece bir doğal kaynak olarak değil, bir yaşam kaynağı olarak görmek zorundayız. Eğer suyu kaybedersek, üretimi, üretimi kaybedersek, geleceğimizi kaybederiz.

O yüzden bir kez daha hatırlatalım;
Su olmazsa üretim olmaz, üretim olmazsa yaşam olmaz.
Ve ardından bir çağrı da biz yapalım Tarım ve Orman Bakanlığı’na ve Devlet Su İşleri’ne, projesi en az iki yıldır hazır bekleyen Kapalı Devre Basınçlı Sulama Sistemini Çukurova’da bir an önce hayata geçirin diyelim.