Bir Kurban Bayramını daha geride bırakıyoruz… Ancak bu yıl kurban ibadeti, birçok dar gelirli aile için bayram neşesinden çok ekonomik bir yük haline geldi. Zira etin kilosu adeta altınla yarışıyor, kurbanlık fiyatları asgari ücretlinin hayal sınırlarını zorluyor.
Geçmiş yıllarda da kurban fiyatlarının yüksekliğinden söz edilirdi ama bu yılki tablo artık ibadet ile lüks tüketim arasındaki çizgiyi iyice belirsizleştirdi. Büyükbaş hayvanlarda hisse bedelleri 35-40 bin TL bandına çıkmış durumda. Küçükbaş hayvan almak isteyenler ise en az 15 bin TL'yi gözden çıkarmak zorunda.
Peki ya asgari ücretle geçinen, emekli maaşıyla zar zor ayakta duran milyonlarca insan bu kurbanı nasıl kesecek?
Asgari ücret şu anda 22 bin TL. Emeklilerin büyük bir kısmı ise 14 bin TL civarında maaş alıyor. Kira, fatura, mutfak masrafı derken elde avuçta bir şey kalmıyor.
Böyle bir ortamda kurban kesmenin değil, temel gıda ihtiyaçlarını karşılamanın bile mücadeleye dönüştüğü bir gerçek.
Dini vecibelerimizin yerine getirilebilmesi için sadece inanç yetmiyor; ekonomik koşulların da elverişli olması gerekiyor. Bugün gelinen noktada birçok insan kurban kesme niyetine sahip olsa bile bu niyeti gerçeğe dönüştürecek güce sahip değil. Artık “kurban kesmek” sıradan bir ibadet değil, belirli bir gelir seviyesinin üzerindeki sınıflara hitap eden bir ayrıcalık haline geliyor.
Peki bu normal mi?
Toplumun büyük bir kısmının ibadetlerini yerine getiremediği, ekonomik nedenlerle dini görevlerini askıya almak zorunda kaldığı bir düzen, ne kadar sürdürülebilir? Üstelik kurban, sadece bir bireyin dini vecibesi değil, aynı zamanda sosyal dayanışmanın da temel taşlarından biri. Kurban kesilemeyince paylaşım da azalıyor, ihtiyaç sahiplerinin sofrasına et gitmiyor.
Gelinen noktada kurban kesmek artık manevî bir görevden çok ekonomik bir sınav haline geldi. Bu sınavda başarılı olmak ne yazık ki herkes için mümkün değil.
Belki de asıl sorulması gereken soru şu: İnançlarımızı yaşamak bu kadar pahalıya mal olmamalıydı, değil mi?