İşsizliğin çalışan üzerinde yarattığı maddi ve psikolojik etkileri sadece bireyin kendisini değil, çevresini de etkiliyor. Özellikle yaşadığımız pandemi döneminde işsizliğin dünya ve Türkiye genelinde ne kadar yüksek oranlara ulaştığını bilmeyen yoktur. Bırakalım işsizliğin dünya üzerindeki oranlarını, yaşadığımız ülkede işsizlik ne durumda? Ne TÜİK’in, ne İŞKUR’un, ne de başka bir araştırma kurumunun oranlarıyla, istatistiğiyle ilgili yorum yazmak istemiyorum. Mahallede, sokakta, caddede vatandaşların gerçek hallerinden, yani gerçek dünyadan bahsetmek istiyorum. İşsiz olan insanlar hangi zorluklarla boğuşur? Psikolojik olarak nasıl savaşlar verir? İşsiz kalan bir aile reisinin durumunu kendi duygularımdan, hislerimden, gözlemlerimden, hatta duyduklarımdan yola çıkarak sizlerle paylaşmaya çalışacağım. İşsiz kalan bir insan için ailesini geçindirmek, evinin kirasını, faturalarını, mutfak masraflarını, varsa banka kredisini ödeme zorunluluğu bir zulüm olur. Bana göre, özellikle evli olan bir erkeğin başına gelebilecek en kötü durum işsizliktir. İşsiz kalan bir insanın günü nasıl geçer? Zaman geçtikçe, ümitler birer, birer tükendikçe o kişinin psikolojisi nasıl darmadağın olur? Bunu ancak başına gelen ve yaşayan bilir.

Çalışmak, çalışkan olmak bir insanın kendi elinde. Aslında insanın yaradılış özelliği olan bir yapı ve huydur. Bir işçi yeteri kadar şanslı değilse sadece çalışkan olması pek de bir işe yaramaz. Bence, şans faktörü de işçi için önemli bir faktördür. İşsiz olan bir kişi uzun uğraşlar sonucu şeş kaza bir iş bulur. Ama gelin görün ki bazen iş beğenmeme durumu da çıkar ortaya. Ben bu işi yapamam, ben bu işten ne anlarım, bu iş bana göre değil, utanırım, sıkılırım gibi bahanelere sığınanların sayısı da az değil. Çoğu işsiz birey evlidir ve ailesine bakma zorunluluğu olduğunu düşünmeden önüne çıkan ilk iş fırsatını elinin tersiyle itebiliyor. Düşünün; evlisiniz, en az bir çocuğunuz var. Yani bakmakla yükümlü olduğunuz bir aileniz var. İşsizliğin ilk günleri tabiri caizse medet umduğunuz, iş bulma adına söz veren kişilerden haber beklemeyle geçer. İlk günler biraz kafa dinleme, kendince bir tatil yapma havası vardır insan psikolojisinde. Ama ‘Davulun sesi uzaktan hoş gelir’ misali gerçek öyle değildir. İnsanın beynini içten içe yiyen bir düşünce vardır. Beklenen güzel haber bir türlü gelmez. Aynı yastığa baş koyduğunuz eş yavaş, yavaş uzaklaşmaya, soğumaya başlar. Günler geçtikçe, buzdolabı boşalınca, kira günü, faturaların son ödeme tarihi geçtikçe işler iyice kızışır ve maalesef önüne geçilemeyecek vahim bir tablo çıkar. Eğer evli olan birey birazcık şanslıysa ki, o da düşük bir ihtimal, hiç olmazsa evin hanımı çalışıyordur. Onunda ayrı bir sıkıntısı vardır bazı evin reislerinde. Nasıl mı? Sabahın erken saatinde evin hanımı işe gitmek için uyanır. Hava sıcak-soğuk demeden yollara düşer ve işine gider. Evde çocuk ya da çocuklarıyla baş başa kalır evin babası. Çocukların kahvaltısı, temizliği, gidiyorsa okulu ve dersleri hep bu adamın üstündedir. Eşinin bırakmış olduğu bir ekmek parası, süt parası, çocuklara harçlık veya bir sigara parası nasıl da zor gelir, nasıl da batar evin reisine. Roller değişmiştir artık. Hayatın acı bir cilvesiymiş gibi evin hanımı evin reisi olmuş, her şey otomatikman ondan sorulur olmuştur. Evin babasının tavırlarına ve iş arayıp-sorma, koşuşturma, çabalama vs. göre değişen durumlar vardır. Kadındaki değişimler gün yüzüne çıkmış olur artık. Özellikle Türk kadınları fedakardır, cefakardır. Hiçbir kadın da bir değişim, başkalışım görülmez. Ama kimi erkek psikolojik olarak, içinde bulunduğu durumdan ötürü tuhaf düşüncelere varabiliyor. Evin reisi biraz gururlu, onurlu ve kalender bir erkekse, yaşamış olduğu çaresizlikten, umutsuzluktan ve hatta aymazlıktan bir an önce kurtulup, kendini tekrar evin reisi sıfatına koymak için harekete geçme çabası içerisine girer. Artık ne iş olsa yaparım, yeter ki bir iş bulayım düşüncelerine girer. Bu arada aile büyüklerinin, yakın dostların bazı ufak-tefek yardımları da kesilir. Çünkü herkes kendi yağında kavrulmaktadır ve aynen şöyle homurdanmalar duyulur, ‘Evin reisi olmak, baba olmak kolay mı? Artık baksınlar başlarının çaresine’ gibi sözler kulaktan kulağa gelmeye başlar. İnanın, tekrar söylüyorum. İşsizlik bir erkek için yaşanması en zor, en acılı, en dramatik zamanlardır. İşsizlik tam bir başa beladır. İnsan, insan olmaktan çıkar, bu hayatta olmanın nedenlerini sorgulayacak hale gelinir. Hepimiz bu ülke topraklarında yaşıyor, aynı oksijeni teneffüs ediyoruz. Neredeyse her insanın başına gelen bu işsizlik belası zaman, zaman benim de başıma gelmedi değil.

Haksızlık, adaletsizlik, ayrımcılık, şansızlık, hatta iflas etme durumları bir insanın işsiz kalmasına neden olan olayların başında geliyor. Özellikle yaşadığımız şu pandemi döneminde bunca insan işsizlikten kırılıyorken bir işi olan, işine giden kişiler aman işlerine sahip çıksın. Aksi takdirde bunca verdiğim acı ama gerçek örneklerin başrol oyuncusu olabilirler. O yüzden işini beğenmeyen, işinden memnun olmayan kişilere sesleniyorum; ‘Siz hiç işsiz kaldınız mı?’, ‘İşsizlik nedir bilir misiniz?..’