Geçtiğimiz hafta İslam İşbirliği ve Arap Ligi ortak zirve toplantısı Suudi Arabistan’ın Başkenti Riyad’da gerçekleştirildi. Geniş katılımlı toplantının konusu Filistin’de devam eden İsrail katliamıydı.
Söz konusu katliama Arap ülkelerinden çok az itiraz ediliyor, itiraz etmiş gibi yapanlar da İsrail’in uluslararası lobilerine zeval getirmemeye dikkat ederek açıklamalarını yapıyor. Konuya bu açıdan bile baktığımızda İsrail, Lübnan’da başarılı olamadı henüz ama bulunmadığı masalarda bile denge unsuru olduğuna göre lobisel anlamda başarılı bir süreç yürütüyor diyebiliriz.
Burada İsrail’in lobisel anlamda başarılı dememin esas nedeni ise ifa edilen İslam İşbirliği ve Arap Ligi toplantısına katılan ülkelerin İsrail çekincelerini konuşmalarına yansıtmış olmalarıdır. Arap ve İslam ülkeleri geneli genel geçer “Barış” söylemleri dışında gerçekçi hiçbir çözüm önermedi, insanlığı rahatsız eden katliamın vahametini dile getirmedi, iki ülke dışında; Türkiye ve Suriye…
İsrail’in Filistin ve Lübnan’da yaptığı katliamlarda ekonomik ve güvenlik anlamında en çok etkilenen ülkeler; Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Suriye oldu. Ürdün’ün ekonomik endişeleri İsrail’e önemli ölçüde göz yummasını sağlarken, Lübnan ve Suriye ise İsrail’in vahşetinden nasibini yapılan saldırılarla aldı. Bu dört ülke arasında en az zararı Türkiye almasına rağmen söz konusu saldırılara en çok itiraz eden ülke oldu.
Arap Ligi ve İslam İşbirliği ortak zirvesinde ise konuyla ilgili Cumhurbaşkanı Sn Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Beşar Esad en sert ve stratejik açıklamalarda bulunan iki lider oldu. Sn Erdoğan “Türkiye Cumhuriyeti, İsrail saldırganlığının bedelini ödetme konusunda üzerine düşeni yapamaya hazırdır” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan önce konuşma yapan Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ise “İsrail’e bugüne kadar barış elleri uzatıldı. Sorunların çözülmesi için insani öneriler ‘Barış’ başlığı adı altında sunuldu. Ama İsrail’in saldırganlığında her diyalog denildiğinde İsrail suç dozajını arttırdı. Biz İsrail’le barış tohumları ekmeye çalıştıkça bunun hasadı hep kan oldu. Dolayısıyla İsrail’e karşı tutum değişmelidir, söz konusu tutumlardan sonuç alınamayacaktır” konuşmasını yaptı.
İki liderin konuşmasına baktığımızda birbiriyle paralel konuşmalar yaptılar. Fakat burada esas dikkat çekeceğim nokta konuşmalardan ziyade birbiriyle paralel bu konuşmayı yapan, güvenlik, ekonomik ve sosyal açıdan çıkarları örtüşen Türkiye ve Suriye Cumhurbaşkanlarının neden bir türlü bir araya gelememeleri konusu.
Oysa bir araya gelseler Lübnan ve Filistin’de olaylar bitecek, bitmek zorunda kalacak, Türkiye ve Suriye’de her açıdan kârlı çıkacak. İsrail ve ABD projeleri zarara uğrarken her iki ülkenin üzerindeki baskı da bir hayli azalacak.
Sahi çıkarların büyük oranda örtüşmesine rağmen Türkiye’yle Suriye neden bir araya gelemiyor?
Bana göre bu sorunun cevabı yazının başında saklı; İsrail askeri anlamda başarılı olamasa da lobisel anlamda gayet başarılı. Türkiye ve Suriye elbet bir gün barışacak ve bu barış, İsrail ve uzantılarının Türkiye ve Suriye içerisindeki kripto yapılanmalarının ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacak.
Bu lobiler beka sorunumuzdur ve o kadar güçlüdürler ki ülkelerin Cumhurbaşkanları karşılıklı görüşme taleplerini dile getiriyor olsalar da Cumhurbaşkanlarına rağmen işi yokuşa sürebilecek gündemler yaratabiliyorlar…
Bu yazımda sık sık dile getirilen “Beka” sorunumuzun temelini kısaca açıklamaya çalıştım. İsim vermedim, tarif yaptım çünkü isimler dönem içerisinde değişse de davranış biçimleri değişmiyor. Bu tarif üzerinden kimin ne olduğunu tahlil etmeyi siz okurlarıma bırakıyorum…