Erkeklerin ortadan kaybolmasının ardından günler geçmiştir. Bakalım kalan diğer günlerde, kadınlar ne gibi eksiklikler ve tuhaflıklar yaşayacaktır.

Hadi, kaldığımız yerden devam edelim…

Teknoloji terörü baş göstermiştir. Televizyonda en sevdiği dizi başlamıştır. Eyvah eyvah! Ekranda görüntü yok.. Televizyonun arkasındaki kablolara bakılır, ama ne olduğunu kimse anlamaz.

İnternet koptuğunda modeme bakıp, "Acaba buna vursam düzelir mi?" diye düşünen ablalar, bozulan musluğu tamir etmeye çalışırken evi su basan teyzeler, üstüne yürüyen çamaşır makinesine kafa tutan ergen kızlar... Kaçıınn, evde kaos var..!

Makineler ayaklanmış, büyük bir başkaldırış ve isyan çıkmıştır. Dünya genelinde "Tık tık tık... " diye gelen o garip sesler (arabadan, klimadan veya buzdolabından) terör estirmeye başlamıştır. O, "Bi’ bakayım... Hımmm, bunun rulmanı dağılmış" diyen usta aranır ama bulunamazdı. Raflar yavaş yavaş eğilir, tablolar duvardan; "Benim vidam gevşemiş" diyerek intihar ederdi.

Amanın, evde içecek su da kalmamış! Fakat o kocaman damacanaları taşıyacak erkekler olmadığı için hazır su sektörü de dükkânı kapatıp, “Bizden bu kadar” demiştir.

Evin ortasında elinde tek çorapla, diğer tekini arayan bir adam görmedikleri için şaşkın, bir o kadar huzurlu olan kadınlar, artık o günleri bile arar olmuştur. Ortamdaki huzur dolu sessizliğin yerini (tamamen ihtiyaçtan), “Nerdesin be adam?” sözleri almıştır.

Erkeklerin yok oluşunun ardından haftalar geçmiştir. Kadınların yaşadığı felaketler, gün geçtikçe tavan yapmıştır.

***

Şimdi ise madalyonun diğer tarafına bakma zamanı. Bu yok oluş, belki de kadınlar için büyük bir fırsattır.

Nasıl mı? Şöyle ki…

Trafikte makas atan, kırmızı ışıkta geçen, sarhoş kafayla araç kullanan, kadınların yolunu kesen, bağırıp çağıran, söven sayan trafik magandaları ortadan kalkmıştır.

“Sen bana nasıl yan bakarsın uleenn!’” diyen, şehir eşkıyaları da yok olmuştur.

22 kişinin bir topun arkasından neden koştuğunu anlamadıkları futbol, yeryüzünden silinmiştir. Stadyumların yerini, çocuk parkları ve ormanlık alanlar almıştır.

Erkekler yok olduğu için, kaynanalık mertebesi de düşmüştür. Gelinlerin yaptığı hiçbir işi beğenmeyen, yerli yersiz laf sokan kaynanaların nesli tükenmiştir.

Dünyadaki bütün savaşlar sona ermiştir.

Kadına şiddet ve kadın cinayetleri tamamen sona ermiştir.

***

Vee, büyük geri dönüş…

Bir sabah ansızın erkekler geri dönmüştür. Manzara aynen şöyledir; Kavanoz kapakları bıçakla delinmiş, tesisat çökmüş evi su basmıştır. Çalışmayan televizyon, kopan internet, ortalığa savrulan kablolar…

Örümcekler kiracı olmuş, onlara isim takılmış, aidat ödemeye bile başlamışlardır. Trafik inanılmaz düzenli, ama hız sınırı saatte 20 kilometreye düşmüştür. Televizyon kumandası hala kayıp...

Erkekler dünyaya adım atar atmaz ilk tepkileri sanırım şu olurdu; "Aşkım, şu benim çizgili çoraplar vardı ya, onları nereye koydun?"

Dünya sonunda normale dönmüştür. Kadınlar gözlerini devirir, fakat içten içe şunu düşünürler; "Tamam, bazen çekilmez oluyorsunuz, ama şu bozulan sifonu sizden başkası o kadar özgüvenli bir şekilde daha iyi bozamazdı..!"

Sonuç olarak; kadınların yokluğu hayatın ruhunu söndürse de, erkeklerin yokluğu da hayatın mekaniğini bozar. Biri olmadan dünya renksiz kalır, diğeri olmadan dünya çalışmaz.

Şimdi ne desem; “Allah, erkekleri de, kadınların başından eksik etmesin” öyle değil mi?