Bir aile düşünün… Şöyle 6-7 çocuklu geniş bir aile... 5-6 çocuktan sonra (kısmet mi, şans mı artık buna siz karar veriniz), üstüne bir-iki çocuk daha doğurmaz mı anneler! Böyle çok örnekler var öyle değil mi? Bir de; büyüklerimizin hiç hesapta yokken doğan çocuklarının yüzlerine karşı, “Evlat, sen kaza kurşunusun! Rabbim verdi işte, ne yapalım?” diyerek sanki kendi evladı değilmiş gibi davranmaları yok mu? Tıpkı verdiğim örnekteki gibi, ailede o kadar çocuk yetmezmiş gibi bir çocuk, bir çocuk daha. Aman Allah’ım, delilik bu! Ev, ev değil sanki ‘müstakil kreş.’ Yine aynı büyüklerimiz kendilerini nasıl avuturlardı? Hemen söyleyeyim; ‘Çocuk kısmetiyle gelir!’ Gerçekten de öyle midir?

Peki, günümüzde de böyle mi? Değil elbet. Aile planlaması denilen, daha akıllı ve mantıklı davranan ebeveynler var artık. Bu kadar kötü, zalim ve acımasız bir dünyaya çocuk getirmek mi? ‘Mümkün değil!’ diyor artık anne-baba adayları.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım bambaşka bir konu olsa da, şöyle bir araya sıkıştırayım dedim. Asıl konumuza gelecek olursam; daha önce de kaleme aldığım kalabalık ve geniş ailelerdeki çocukların, yani kardeşlerin kendi aralarında doğanın kanunuymuş gibi itişmelerden, kavgalardan, kıskançlıklardan bahsetmiştim. Şimdiki yazımda ise yine buna benzer, kardeşler arasındaki itiş-kakışlara değineceğim. Ama tek bir farkla. Bu sefer ailenin ilk üyesi, yani ilk çocuklardan söz etmek isterim.

***

Diğer kardeşlerin de dünyaya gelmesiyle gün yüzüne çıkan, kendini bulunmaz ‘Hint Kumaşı’ zanneden evin büyük kardeşleri. Bu çocuklar öyle şımartılır ki, yakın çevresi; ‘Ya bu çocukta bir şeyler var!’ diye düşünür. Ama çok geçmeden içinin de, kafasının da boş olduğunu anlarlar. Birazdan ne anlatmak istediğimi daha iyi anlayacaksınız, buna eminim.

Garip davranışlar eşliğinde kardeşlerine tepeden bakmalar, istediği her şeyi yapma lüksüne sahip görünmeler, tavan yapmış egolarıyla tam bir baş belası bir yığın hayırsız evlat ve kardeş vardır öyle değil mi?

Peki, bu hayırsız tipler neler yapar?

Yapmış olduğu saçma davranışlar hep örtbas edilir, halı altına süpürülür ve nasıl oluyorsa işin içinden bir şekilde sıyrılıyorlar. Ergenlik ve gençlik dönemlerinde kötü arkadaşlar edinerek oluşumlarını tamamlayan bu tipler, boş beleş bir kimliğe bürünürler. Hünerleri saymakla bitmeyen bu tipler, ailedeki diğer kardeşlerin olgunlaşıp büyüdüğünü, yalan dolanlarının, hatalarının artık kabul görmediğini anlamamakla ısrar ederler. Aslında anlamadıklarında değil de, işte…

Kardeşlerin en büyüğünden, en küçüğüne kadar (buna gelinler, damatlar, görümceler, eltiler vs. de dâhil) hep bir dedikodu, arkalarından konuşmalar, fesatlıklar, laf taşımalar, hatta laf sokmalar eksik olmaz. Bu olanlar birçok kişi için normal olsa da, benim için mide bulandırıcı ve sahtekârlıktan öteye geçmiyor. Bu tarz sohbetlerde evin büyük abisi dediğimiz kişiler genelde başrolü çeker. Ama hep birbirlerinin yüzüne karşı sahte gülümseme, samimiyetsiz, basit davranışlar sergilenir. Ne hikmetse…

Ailesine zarar veren, kardeşlerini hep mahcup eden, bir o kadar da utandıran, kendine dahi bir hayrı olmayan evin büyükleri, annelerinin yegâne evladı olmayı nasıl başarıyor. Bunu da anlamış değilim.

Bu ve buna benzer tiplerden garip bir şekilde korkulur. Ailede hep, ‘Aman ağabeyin duymasın, görmesin, bilmesin?’ denir. Bu saçma tipler için diğer bireyler bildiğiniz kendilerini feda eder ve ‘3 Maymunu’ oynar. Mahalle esnafına borç takmalar, annelerin sırtından geçinmeler, babalarından para aşırmalar, irili ufaklı hırsızlıklar ve kardeşlerine zulm etmeler. Ayrıca; ailenin belini bükecek, gelecekleriyle oynayacak kadar maddi-manevi mahvetmeleri, diğer aile üyelerinin haklarını gasp etmeleri de cabası. Şu yaşıma geldim, çıkıp biri de; ‘Bu nedir kardeşim! Sen nasıl bir insansın?’ demez mi? Demiyorlar, dedirtmiyorlar. Zaten bunu hiç anlamıyorum.

SİZCE SUÇ KİMDE?

Peki, bunun adı nedir? Yani bu kadar işe yaramaz biri neden hep el üstünde tutulur, neden affedilir? Bunun adı saygı mı, sevgi mi, yoksa korku mu? Gerçekten her ailede böyle sorunlu çocuklar ve kardeşler var mıdır? Sizin ailenizde yoksa bile, hısım-akraba, tanıdık birilerinde muhakkak vardır. Peki sizce suç kimde?