Dalgaları karşılayan gemiler gibi

Gövdemizle karanlıkları yarar yara

Çıktık rüzgarları en serin

Uçurumları en derin

Havaları en ışıklı sıra dağlara

Arkamızda bir düşman gözü gibi, karanlığın yolu

Önümüzde bakır taslar güneş dolu

Dostların arasındayız

Güneşin sofrasındayız

Dağlarda gölgeniz göklere vursun

Göz göze, yan yana durun çocuklar

Taşları birbirine vurun çocuklar

Doldurun çocuklar

Doldurun, doldurun, doldur içelim

Başları göklere atalım

Serden geçelim

Heeey, nerden geçelim

Yalınayak koşarak

Devlerin geçtiği yerden geçelim

Heeey, hop, heeey hep birden geçelim

Doldurun çocuklar

Doldurun, doldurun doldur içelim

Dostların arasındayız

Güneşin sofrasındayız

Nazım ustanın bu şiirini bilmeyen, okumayan, dinleyince etkilenmeyen yoktur sanırım.

Bodrum’da yaşayan geçmişin karanlık yıllarında özgürlük ve demokrasi mücadelesinde bedel ödemiş, sıkıntılar çekmiş, şimdilerde yorgun bedenlerini fırsat buldukça egenin mavi sularında dinlendiren 68 ve 78 kuşağı devrimciler dağınık yaşamlarında yeniden bir araya gelmek için toplandılar.

Birçok kişi bu toplanmanın, birlikte iş yapmanın, ortak davranabilmenin ayrımında olmasa da ben her örgütlü yapının toplumsal yaşamın şekillenmesinde büyük önemi olduğuna inananlardanım.

Bir yere ait olma duygusunu iliklerine kadar duyumsayan, bir bardak sıcak çay için hücre cezasını bile göze alan biri olarak bir kez daha heyecan duydum.

Tıpkı yaklaşık üç aya yakın süren polis sorgulamaları, işkencelerden sonra tutuklanıp askeri cezaevine götürülürken sanki özgürlüğümüze kavuşmuş gibi marş söylediğimiz günlerde olduğu gibi.

Tarsus cezaevindeki sağlıksız, zor günlerden sonra Malatya cezaevinde yoldaşlarımızla aynı koğuşta karşılaştığımız andaki gibi.

Dostların arasında olmak, kendini güvende hissetmek müthiş bir duygu.

Yaşamayan bilmez.

Kuşkusuz o günlerden sonra kendisine konforlu bir yaşam alanı oluşturmuş ve kendi dünyasına çekilmiş arkadaşlarımız da var.

Kimseyi tercihlerinden dolayı yargılama, sorgulama hakkımızın olmadığını bilirim elbet.

Ancak bu yaştan sonra ne enerjimiz, ne bedenimiz ne de aklımız eskisi gibi olmayacak.

Kendimize yerine getirmeyeceğimiz hedefler koymamamız, olmayacak misyonlar yüklenmemiz gerektiğini idrak edecek olgunluğa eriştiğimizi düşünüyorum.

Geçmişten bu günlere taşıyabildiğimiz bilgi ve deney birikimlerimizi gelecek kuşaklara aktarmak, yoldaşlarımızla dayanışmak ve olabilirse yaşadığımız coğrafyada verilen barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesine sahip çıkmak görevimiz olmalıdır.

Kimi dostlarımızın eski günlere olan özlem ve saygıdan kaynaklı heyecanını, cesaretini ve tez canlılığını anlayışla karşılıyorum.

Ama unutmamak gerekir ki, her birimizin çok hor kullandığımız bedenimizle ilgili sağlık sorunları, ekonomik koşullardan kaynaklı sıkıntıları, psikolojik rahatsızlıkları var.

Tüm bu somut koşulları dikkate alarak davranmak zorundayız.

Yeter ki, giderek birçok şeyi unutmaya başlayan akıl sağlığımızı koruyalım ve geçmişte yapılan haksızlıkları, insanlık dışı uygulamaları unutmayalım.

Hepimizin geçmişinde derin izler bırakan acılara tutunmak, birbirimize dayanmak, dayanışmayı yükseltmek başka çaremiz yok.

Yediğimiz bir dilim ekmeği, içtiğimiz suyu, soluduğumuz havayı, yârin yanağından gayrı her şeyi paylaşmasını bilenler güneşin sofrasında da var olan tüm değerlerimizi paylaşmayı sürdüreceğiz.

Dostların arasında, güneşin sofrasında olmak ne güzel…

AYHAN ONGUN(Gazeteci-Yazar) 18.11.2024/BODRUM