Bütün kalbimle inanıyorum ki, bazı insanlar benim bin türlü emek vererek oluşturduğum yazılarımda yer almaya bile değmezler. Zaten bu nedenle çok zaman o yer vermek istemediğim kişileri yazıma almıyorum veya en azından isimlerinden söz etmiyorum.
İşte yine bu kişilerden bir kaç tanesi de son günlerde nereye gitsem yaptıklarını duyduğum kişilerdir.
Kim bu kişiler?
Adlarını gerçekten merak etmedim ve bilmiyorum. Zaten uzun bir zamandan beri de günlük haber takipçisi olmadığımı da fırsattan yararlanarak itiraf etmeliyim.
Peki adlarını bilmediğim ve merak da etmediğim bu kişiler ne yapmışlar?
Bir tanesi yurt dışında bir tatil yöresinde ıstakoz yemiş ve onun da resmini çekip göndermiş. İyi mi? Olamaz mı? Böyle yapan başkaları yok mu? Var ve olabilir. Herhangi bir kişi eş, dost ve kendi çevresine bunu yapabilir. Ben şahsen o konuda bile dikkatli olmak gerektiğini savuna gelen bir düşüncedeyim.
Peki konumu gereği böyle bir işi kamuoyu ile paylaşmaması gereken bir kişi bu işi yaparsa ne denir? Çok uzun yılların köşe yazarı ve çok uzun yıllar da televizyon programcılığı yapmış bir kişi olarak bana bu konuyu sorduklarında tek kelimelik cevap veriyorum.
Başka bir kişi de eğer söylenenler doğru ise akıl almaz sıfırlar dolu bir saat ile kamuoyuna poz vermiş ve markasını da göstermiş.
Bu iki konuyu birleştirdiğimizde şimdi yukarıda eksik bıraktığım cevabı veriyorum:
GÖRGÜSÜZLÜK!
Merkez Bankası'nın 825 milyar TL bu yıl için zarar açıkladığı bir ülkede bu iki kişinin yaptığının adı budur başka bir açıklaması yoktur.
Hemen söylemeliyim ki, konu bu iki kişi olsa idi hoş görebilirdik.
Amaaaa.
Belediye değişimleri ile bir de baktık ki, önceki belediye başkanları odalarını adeta bir saray yavrusu durumuna getirmişler.
Akıl almaz bir israf, inanılmaz bir borç batağı toplumumuzu ciddi olarak düşündüren, üzen, şaşırtan bir gerçeklik olarak önümüze döküldü.
Bu yapılan israfın borç paralar ile yapılmış olmasına görgüsüzlükten başka ne ad verilebilir?
Elbette herkesi bu sınıflamaya sokmamalıyız. Bu görgüsüzlüğü yapmayanlar da vardır.
Ancak, buradaki mesele kişi sayısının çetelesini tutmak meselesi değildir.
Buradaki mesele bir anlayışın, devlete bakış şartlarının, millete duyulan duyguların yansıması olarak bakabilmek meselesidir.
Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve onu kuran Milli İradeye doğru bakabilen bir anlayış, bir düşünce olsa bu görgüsüzlükleri yapmak mümkün olmaz, olamaz.
Devlete ve Türk Milletine aidiyet duygusu olan bir insanın böyle bir israfa, böyle bir borçlanmaya gitmesi mümkün olmaz, olamaz.
Bir insanın ülkesine, milletine ve devletine aidiyet duygusu o insanın bütün değerlerinin üstünde olmalıdır.
Kaldı ki, dini değerler açısından yola çıktığı iddiası ile hareket edenlerin böyle bir ekonomik ortamı bırakın hiç bir zaman asla bu tip akıl almaz israf ve yaşantıyı yapmaları mümkün olmaz, olamaz. Çünkü, komşusu aç iken tok yatan bizden değildir dediği iddia edilen bir din anlayışı bu inanılmaz görgüsüzlüğe tahammül etmez, edemez.
En baştan en aşağıya kadar yapılan bu görgüsüzlüklerin bir an önce bırakılması ve ülkemizin gerçek değerlerine geri dönülmesi mutlaka şarttır.
Başkaları yapmıştı, şimdi sıra bende anlayışının kabul edilebileceği hiç bir akılcı tarafı yoktur. Bunun tam tersi olmalıdır. Yani, onlar kötü yapmıştı, bakın biz iyisini yapıyoruz anlayışı hakim anlayış olmalıdır. Bu bakış açısı ile yeni gelenlere de bir uyarıda bulunmuş oluyoruz. Yeni gelenler de lütfen ama lütfen bu görgüsüz anlayışın tam tersi işler yapmak zorundadırlar. Aksi takdirde toplumumuzun yeri geldiğinde neler yaptığını hepimiz çok yakın zamanda gördük.