Son köşe yazımda Türk Ortodoks Patrikhanesi'ni ziyaretimi ve Sevgi ERENEROL Hanım ile yaptığım görüşmeyi yazmıştım. Sevgi Hanım, memnuniyetini belirterek teşekkür etti. Ancak bir de çok önemli bir bilgi verdi. Türk Ortodoks'larının Kilisesi değil Patrikhanesi var. Bu nedenle Türk Ortodoks Kilisesi değil, Türk Ortodoks Patrikhanesi demeliyiz. Bu tamam ve tereddüt etmeyiz. Ancak esas uyarısı şudur: Fener Rum Patrikhanesi değil, Fener Rum Kilisesi'dir. Öyle alıştırılmışız ki, kendi elimizle Fener Rum Kilisesi'ne Patrikhane yetkisi veriyoruz. Bu yetkiyi kamuoyundan kapan Kilise Papazı, bununla yetinmeyip Ekümeniklik iddiası ile yola çıkıyor. Bu iddia da sürekli başımızı ağrıtıyor. Zaten derdimiz az bir de böyle bir dert çıkıyor. Bu yıl ilk İznik Konsülü'nün 1700. Yılı nedeniyle yine İznik'te toplanması için Bartolomeo neler yaptı, hep beraber gördük. Oysa 1600. Yılı olan 1925'te Büyük Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK, bu siyaset demektir ve biz buna izin vermeyiz diyerek bu toplantıyı yaptırmamıştır. Hatta 1923 tarihindeki ve ondan sonraki Papazı yurt dışına göndermiştir. Peki, bu Fener Rum Kilisesi'nin tarihi gerçeği nedir? Fener Rum Kilisesi elbette çok eski bir Kilisedir ve Büyük Hükümdar Fatih'in İstanbul'u Fethi'nde gerek merhamet ve gerekse siyaset ölçüleri ile varlığının devamına izin verilmiştir. Ancak bu merhamet 1821 yılında kötü sonuçlanmıştır. Bu tarihte çıkan Yunan isyanında adı geçen Kilise akıl almaz ihanetler yapmıştır. Bunun üzerine papaz 5. Gregoryos Kilise'nin kapısında asılmıştır. İntikam Kapısı dedikleri bu kapı halen kapalıdır. Bir Türk Büyüğü orada asılana kadar açmama kararı almışlardır. Adı geçen Kilise aynı ihanetini 1. Dünya Savaşı ve sonrasında da yapmıştır. Bu nedenle Büyük Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK, Ocak 1923'te bu Kilise için "fesat yuvası" demiştir. Lozan Görüşmeleri öncesinde, esnasında ve sonrasında Kilise'nin ne olacağı çok büyük tartışmalara konu olmuştur. Lozan Anlaşması'nın 37-45. Maddeleri arası Azınlık Haklarının Korunması ile ilgilidir. Bu maddelere göre, adı geçen Kilise'nin Osmanlı döneminden kalan bir yetkisi var ise tamamen kaldırılmıştır. Lozan'daki ilgili maddelerde Fener Rum Kilisesi'nin adı bile yoktur. Sadece tüm azınlıkların DİNİ işleri kendi ibadethanelerinde yapılabilecektir. Bu işler tamamen Türk Devleti'nin denetiminde Türk Vatandaşları tarafından eşit haklarla yapılabilir. Aynı haklar, diğer ülkelerdeki Türkler için de var olacaktır.
Ne yazık ki, 1948 yılında Türk Vatandaşı olmayan Atenagoras Abd'den gelip maalesef en yetkili kişiler tarafından karşılanarak Kilise'nin başına geçmiştir. Bu Lozan maddelerine aykırıdır. Çünkü Fener Rum Kilise'sinin muhatabı İstanbul Valiliğidir ve onun onayı ile ancak Fener Rum Kilisesi Papaz seçebilir. Böyle olmayınca bu delikten girerek bugün Ekümeniklik iddiasına kadar ulaşmışlardır. Ekümenik olmak Evrensel olmak demektir. Evrensel olmak demek de Devlet içinde Devlet olmak demektir. Alın bakalım!
Türk Ortodoks Patrikliği'nin varlığı bile Ekümenik olma iddiasına engel oluştururken bu varlık neden kamuoyuna sunulmaz, merak ediyorum.
Böylesine tarihi ve aynı zamanda günümüzü de etkileyen çok önemli bir konuyu kamuoyuna açmama neden olduğu için Sevgi Hanım'a teşekkürlerimi sunuyorum.