Biz toplum olarak çoğunlukla konuşmayı seven insanlarız. Birinin derdini, sohbetini “Dinlemek” nedense çoğumuza zor gelir. Öyle ki, biri konuştuğunda lafını yarım kesecek kadar sabırsız davranıp, hemen karşılık vermek zorunda hissederiz. O yüzdendir ki, bazen kimse konuşulan konudan hiç bir şey anlamaz. Farklı konulara girilir, konuşulan konunun dışına çıkılır. En son raddeye gelindiğinde ise, ‘Ya biz ne konuşuyorduk, sohbetin neresinde kalmıştık?’ deniyor ve konuşulan konunun bile ne olduğunu unutuyoruz. “Şu adam sussa da, biraz da ben konuşsam!” diyen öyle insan tipleri var ki!

Bazen dinlemek, konuşmaktan da zordur. Konuşurken aklımızda olanları, bildiklerimizi, nasihatlerimizi, düşündüklerimizi hiç üşenmeden saatlerce konuşabiliriz. Ama konu dinlemeye geldiğinde ise; Nedense çok çabuk sıkılır, bir an önce konunun kapanması için çeşitli bahanelerle o ortamdan uzaklaşmaya çalışırız. Dinlemeyi sevmediğimiz gibi, karşımızdakine o durumdan sıkıldığımızı belli edecek kadar nezaketsiz davranabiliyoruz. Genellikle çoğu tartışmalar, kavgalar, yanlış anlamalar birbirimizi dinlemediğimizden kaynaklanıyor. Sonra da, ‘Aslında ben böyle demek istememiştim!’ moduna girecek kadar zor duruma düşebiliyoruz.

***

Sık, sık duyarız; ‘Ağzı olan konuşuyor…’ Nedense dinlemekten nadiren söz edilir. Sıkça rastladığımız bir durum ise, 3-5 kişi bir araya geldiğinde, içlerinden biri sazı eline alır ve susmadan, nefes almadan konuşmaya başlar. Böyle bir davranış, her şeyden önce bir kabalık ve saygısızlık göstergesidir. Ünlü İngiliz Tarihçi Edward Gibbon’nın, “Dinlemek düşünmeye, konuşmak düşünmemeye yol açar” sözleri bu konudaki en önemli örnektir diyebilirim.

Oysa devamlı konuşan insanlar, konuşmaktan düşünmeye vakit bulamazlar. Hem konuşmayı, hem de dinlemeyi bilenler ise düşünmekten yana daha şanslıdırlar. İnsan bilgi aldıkça, yeni şeyler öğrendikçe bunu paylaşmak ister. Bilmenin doğal sonucu olarak da konuşur. Bilginin paylaşılmasında, konuşmanın olduğu kadar dinlemenin de ne denli önemli olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Hele, hele bir konu hakkında yeter ki bilgimiz olmasın. İşte o zaman tutabilene aşk olsun! Dediğim gibi; biz Türk Milleti olarak bilmeyi ve bunun akabinde de konuşmaya bayılırız.

***

Dinlemek, sadece ses dalgalarının kulaklar tarafından algılanması değildir. Konuşmaya etkin bir katılış, konuşulanı anlama gayretidir. Bir dakikada 90-120 kelime söyleyebiliyoruz. Buna karşın dakikada 400 kelime düşünebiliyoruz, der bilimsel tespitler. Bu nedenle dinlerken, kolaylıkla kendi dünyamızın esiri oluyoruz, sonuçta da konuşmadan kopup gidiyoruz. Yeniden dinleme ortamına döndüğümüzde ise, konuşulanların gerisinde kaldığımızı görürüz. O andan itibaren de, söylenenleri anlamakta çok zorlanıyoruz.

Özetle; İnsanlar ilişkilerini daha düzeyli, daha samimi ve sağlam yaşamak istiyorlarsa konuşmaktan çok, dinlemeyi bilmelidir. Ancak o zaman yakınlarımızla olan ilişkilerimizde dengeyi de kurmuş oluruz. Konuşmayı ve dinlemeyi bilmek bir erdemliktir…