Yıllarını, gençliğini durmadan dinlenmeden çalışarak ziyan eden gariban işçi, emekli olacağı günü hayal eder. Çünkü emeklilik, çalışanın hayal ettiği bir ‘rahatlama!’, ‘huzura kavuşma!’ anıdır. Emekli olduktan sonra ise kalan ömrünü, en azından dinlenerek geçirme dileği en doğal haklarıdır.
Ama biz Türkiye’de yaşıyoruz ve biz artık emekli olmak istemiyoruz! Öyle ki, emekliliği gelen birçok vatandaş, eğer şanslıysa işine devam ediyor ve bu durumu da şöyle özetliyor;
“Emekli olup napcam… Evde karı dırdırı mı çekcem? Çalışmaya alışmışım, emekli olursam canım çok sıkılır. O yüzden elim ayağım tutana, gücüm yetene kadar çalışcam!”
Gerçekten böyle mi düşünüyorlar?
Hayır tabii… Emekli olacak kişi, yek ekmeğe muhtaç kalacağını bildiği için bu şekilde avutur kendini.
İki kere iki; dört;
Emekli olduktan sonra, aç ve muhtaç kalacağını biliyor!
***
Eskiden kişi emeklilik için gün sayar, erken emekli olmak için ise kalan prim günlerini harç borç ödeyerek emekli olurdu. Çünkü alacağı ikramiye ile hayal ettikleri vardır. İkramiye o kadar kıymetliydi ki, bir ev ya da araba alacak kadar para geçerdi eline. Üstelik emekli maaşı, asgari ücretin ortalama 2 katıydı. İşte bu yüzden bir an önce emekli olmak isterdi insanlar.
Ya şimdi!
Emeklilerin durumu ortada...
Merak etmeyiniz, bildiğiniz zırvalıklardan bahsetmeyeceğim. TV, gazete ve sosyal medyadaki emekli haberlerini bir kenara itiniz. Emeklilerin halinden anlamak için şöyle etrafınıza bakmanız yeterli. Otobüste, parkta, kahvehanede pinekleyen onlarca emekli var çevremizde. Hayatta kalma mücadelesi veren gariban emeklilere dışarıdan bakmayınız. Onlarla sohbet ediniz, onları bir dinleyiniz.
Ben dinledim;
***
Yer; İsmet İnönü Parkı,
Öğle saatleri…
Ağacın gölgesinde oturan emekli bir amca…
Adı; Bekir Sıtkı…
Yaş: 72, 17 yıldır emekli…
Elinde baston, alnı baston kulpunda… Tek gözle boş boş bakıyor etrafa.
Başladı anlatmaya;
Hanım; ‘Misafir gelecek, hadi çık dışarı. Evde oturup, avrat lafı dinleme! Sakın erken gelme! Hiç bir şey bilmiyorsan otobüse metroya bin, vakit geçir. Evde de bir şey yok ama! Neyse ben hallederim.’
“Bu lafları, zamanında üstüme titreyen, ağzımın içine bakan 40 yıllık karım söyledi!
Sence neden?”
Anlattıklarını bunlarla da kalmıyor...
Titreyen eller, ıslanan gözlerle anlatmaya devam ediyor;
“Aha Kurban Bayramı da geliyor. Biliyor musun evlat, bayramları hiç sevmiyorum artık!
Çünkü torunlara verecek param yok!
Kahvede oturup çay bile içemiyorum, çünkü param yok!
Pazara gidemiyorum, çünkü param yok!
3 yıldır aynı kıyafetleri, aynı ayakkabıyı giyiyorum? Çünkü param yok!
Hastaneye gidemiyorum? Çünkü param yok!
Eve misafir çağıramıyorum, çünkü param yok!
Çocuklarıma sözüm geçmiyor? Çünkü param yok!
Tatil mi? Aklıma ucuna bile gelmiyor. Çünkü param yok!”
Yok! Yok! Yok!
Ee, bunca laftan sonra,
Benim de diyecek sözüm yok!