Zamanında annelerimiz çocuklarını sokaktan zorla eve alırdı. Eve alınan o çocuklar, yine bir yolunu bulup kaçak-göçek sokağa çıkmayı bir şekilde başarırlardı. Yerimizde duramaz, kendimize mutlaka yapacak bir iş bulurduk. Kim ne isterse hemen yerine getirir, karşılığında ise mutlaka bir ödül alırdık. Karnımız acıktığında evlere girilir, yemek yendikten sonra da bin bir rica ile tekrar kendimizi sokağa atardık. Akşam olduğunda ise yorgunluktan bitap düşer, nasıl uyuduğumuzu anlamazdık.

Günümüzde ise çocukları bırakın dışarı çıkarmayı, bir odadan diğer odaya dahi yerinden zor kaldırıyoruz. Bilgisayar, tablet ve cep telefonu bağımlısı haline gelen çocuklarımız dış dünya ile bağlantısını kesiyor, hatta ileride olası ibretlik olaylarında önüne geçilemez bir hal alıyor. Sonra da ebeveynler, ‘Biz nerede hata yaptık? Ne dediyse emir saydık, ne istediyse aldık. Daha ne yapalım?’ gibi cümlelerle kendilerini avutma yollarına gidiyor. Sorunun temelinde neler yatıyor aslında bir bilseniz, bir anlasanız keşke!

***

Çocuk gelişim uzmanları, ‘Çocuklarınızla sık, sık konuşun. Onları kendinize dost bilin. Size güvenmelerini sağlayın ve kendi dünyalarına girmeye çalışın. Ancak o zaman, istediğiniz kriterlerde çocuğunuzun gelişimine ve büyümesine yardımcı olursunuz. Kapalı mekânlarda, evlere tıkılıp bırakmayın. Dışarıda çocuklarla, arkadaşlarıyla oynamasına izin verin, hatta onları bunun için zorlayın. En önemlisi de vücudunun güneş almasını sağlayın, içindeki enerjiyi ve elektriği dışarı atsın’ diyerek ebeveynlere yapılması gerekenleri bir, bir sıralar. Hepimiz kendi ailemizden biliriz… Özellikle büyüme çağındaki, ergen diye tabir ettiğimiz çocuklarımıza, çocuk gelişim uzmanlarının tavsiyelerinin hangi birini uyguluyor veyahut bunu ne kadar başarabiliyoruz? Hemen cevap vereyim; Hiç birini uygulayamıyoruz. Maalesef bunun için her hangi bir girişimde de bulunmuyoruz. Anne, evde çocuğunu oyalamak için bilgisayarın başına gönderiyor. Bilgisayar yoksa kullandığı cep telefonunu verip, kendisini rahat bırakması için o çocuğu sanal alemin büyülü dünyasına hapsediyor. Aslında ne kadar da büyük bir hata yaptığının farkına varamıyor! Sonrasında ise sanal dünyanın mahkumu olan o çocuk, akla- hayale gelmeyen davranışlarla anne-babasını üzmeye, kırmaya başlıyor. Çocuğundaki bu değişimi gören aile bireyleri, aslında bu anlamda ne kadar da geç kaldıklarının farkına çok geç varıyor. Elindeki bilgisayara, tablete ceza mahiyetinde el konulması girişimde ise birden sinirler geriliyor. Doğurup-büyüttüğü çocuğunun, içindeki canavar birden açığa çıkarıyor. Saygısız-seviyesiz-küstah konuşmalar ve davranışlarla çocuklarının artık başka biri olduğu kanaatine varılıyor. Sonrasında da psikologların, çocuk gelişim uzmanlarının yardımına ihtiyaç duyuluyor. Tabii hem maddi, hem de zaman anlamında ilgilenen ebeveynler için geçerli bu durum. Uzman bir psikologun tavsiyelerini, yapılması gerekenleri bir bir uygulayan anne-babalar, bir nebze de olsa hatalarından ders çıkarmayı başarıyor. Ya bunları yapamayan anne-baba ne yapsın?

***

Elbette hiçbir anne-baba evlatlarının kötülüğünü istemez. Ama çocuklarımızı yetiştirirken dikkat edilmesi gereken çok önemli, hassas noktalar olduğunu da unutmayalım. Uzun lafın kısası; Anne-baba olarak çocuklarımızla ilgilenelim. Onlarla sohbet edelim, dertleşelim. Kendi hallerinde bırakmayalım. Sorunlarını, isteklerini, düşüncelerini, başka çocuklarla kıyas yapmadan, anlayarak dinleyelim. Onları bizim çağımızdaki çocuklar gibi yetiştirmeyi de düşünmeyelim. Gelişen teknoloji ve değişen çağda bunu başarmak zaten pek mümkün değil. Sadece çocuklarımızı kendi isteklerimize göre değil de, onları anlayarak, konuşarak ve en önemlisi dinleyerek yetiştirmeye çalışalım. Kurallarımız elbet olacak, ama bu kurallar çocuklarımızı üzecek, sıkacak, küstürecek şekilde olmamalı. Ancak o zaman hem çocuklarımız, hem anne-baba olarak mutlu bir aile ortamı oluşturabiliriz.