Dönme dolap gibiyiz, çözümü zor olan yerdeyiz..

Garip hallere döndük..

İşin içinden çıkılmaz durumlara düştük..

Karar verme, sonuca gitme noktalarında "noksan hale" dönüştük..

Eziliyoruz, eğiliyoruz, büzülüyoruz, burkuluyoruz, bozuluyoruz dedikten sonra, "ya sabır" çekeyim ve ne demek istediğime geleyim.

.........

Atalar; "Baltayı taşa vurdun" demiş..

-Doğrumu?

-Bugün için değil.

-Sağlam basıyor mu?

-Basmıyor.

-İnandırcılığı "doğru yönü" gösteriyor mu?

-Göstermiyor.

Bugünün zennubeliklerle dolu ortamında "içi dolu" bu sözün kıymet-i harbiyesi yok..

Hatta hiç yok..

Çünkü bugün "hem kel, hem fodul ortam," ortam kargaşalıklarının, "tavan yaptığını" işaret etmiyor, bizatihi gösteriyor..

Yani bugünkü ortam senden, "net olmanı, adam gibi durmanı" istemiyor, şunları yapmanı em-re-di-yor;

-Sesini kes,

-Haddini bil,

-Hükümsüz kal,

-Hüküm verenlere karşı savaş,

-Konuşma,

-Yorum yapma,

-Yaptırtma,

-Köşene çekil,

-Ayağa kalkma,

-Ağzını açma,

-Ateş olma, taş ol,

-Sabır çek,

-Söz verilene kadar bekle,

-Zıplama,

-Zıplayanları uyar,

-Üç maymunu oyna.. Bu oyunu bilmeyenlere öğret,

-"Ya bizden ol, ya defol" anlayışını vücudunda bulunan tüm uzuvlara nakşet,

-"Biz" deme, "ben" de.. Yeri geldiğinde; "Ben oğlu ben" diye kükre..

..........

"Baltayı taşa vurdun" diyen, "anlam yüklü" bu sözü tarih sayfalarında ölümsüzleştiren atalarımız, bugünü görse, yaşananlara, yaşatılanlara tanık olsa, bu kelamı asla etmez, şunu söylerdi;

"Taşı baltaya vurdun."

Sebep olanlar belli.. Böylesi rezil, böylesi rüsva ve böylesi düşündürücü konuya "konu mankeni" gözüyle bakan, meseleyi farklı mecralara çeken, o mecralarda büyük bir keyifle tepinenler var..

-Yazık,

-Ayıp,

-Ayrık,

-Savruk,

-Fersiz,

-Karanlık,

-İzansız,

-İzbe

-Günah,

-Haram,

-Ve.. Her yanıyla yalan..

İşte ben "taşın baltaya vurduğu" ortamda olmak istemiyorum..

Neden mi;

-Tiksiniyorum,

-İğreniyorum,

-İrkiliyorum,

-Ürperiyorum,

-Utanıyorum,

-Ufalıyorum,

-Hicap duyuyorum,

-Kusasım geliyor da onun için."