Önümüzdeki pazar yapılacak yerel seçimler öncesi yurdun her yerinde bir kampanya kirliliği aldı başını gidiyor.
Kuşkusuz bu tür seçimler öncesi siyasi partiler gerek adaylarını gerekse projelerini tanıtmak adına bu tür reklam-tanıtım çalışması yaparlar.
Mitingler de en çok kullanılan kampanya araçlarından biridir.
Ancak bu durum öylesine abartıldı ki, seçim ofislerinin açılışı bile neredeyse miting havasında yapılmaya başlandı.
Sanmayın ki vatandaş, bu tür toplantılara adayları tanımak için gidiyorlar.
Seçimlerden çok önce seçmen tercihini belirliyor ve bu toplantılara partisine ve dolayısıyla adayına destek olmak için gidiyor.
Yani her toplantıya, düzenleyen partinin üyeleri ya da sempatizanları gidiyor.
Bir anlamda diğer partilere gözdağı vermek, güç gösterisi yapmak için yapılan etkinlikler.
Bir kentin her mahallesi ya da köyünde yapılan toplantılarda aynı kişileri görürsünüz.
Yani taşıma kalabalık!
Küçük bir ilçede bile en az 8-10 adayın yarıştığını düşünürseniz seçim kampanyalarında harcanan paralar milyon dolarlarla ifade ediliyor.
Üstelik her konuda olduğu gibi seçim harcamaları ya da siyasetin finansmanında da şeffaflık yok.
Çünkü bu bütçeleri yalnızca adayın karşılaması pek öyle mümkün görünmüyor.
Devlet yardımı alan siyasi partilerin de taşrada yapılan seçim kampanyalarına sembolik destekler sağladığı düşünülürse bu değirmenin suyu nereden geliyor sorusu hepimizin kafasını karıştırıyor.
“Partililerimiz ve halkımızın küçük katkılarıyla yapıyoruz” yalanına inanmamızı kimse beklemesin.
Rantın yüksek olduğu yerlerde sermaye çevreleri yatırımlarının aksamadan devam etmesi, yeni rant alanlarının yaratılması için kazanacak potansiyel adaylara desteklerini esirgemezler.
Bu korkunç rekabet ortamında zorunlu olarak bu yardımları geri çevirmeyen adaylar da kazandıkları takdirde bunun bedelini ödemek zorundalar.
Yani sonuçta seçimleri kim kazanırsa kazansın, asıl kazanan rantiyeci sermaye grupları olacaktır. (DEVAMI GELECEK)