Çocukluğumuzda büyüklerimiz kendi anılarını ve çocukluklarını anlatırken ‘Bizim zamanımızda’ diye söze başlayıp, yaşadıkları günleri bizlere anlatır ve o günlere duydukları özlemi dile getirirlerdi. ’Hey gidi günler!’’ sözleri ile bir yandan iç çeker, diğer yandan da hayıflanıp dururlardı. O zamanlar bu sözlere çok da anlam veremezdim. Hatta hep aynı sözleri duymaktan sıkılıp, bir bahane bulup bulunduğum ortamdan kaçarcasına uzaklaşırdım. Eskiye, geçmişe niye özlem duyulsun ki diye düşünürdüm.

Şimdilerde yaş ilerledi ve biz de birer orta yaş insanı olduk. Biz de, aynı büyüklerimiz gibi çocukluğumuzu ve eski günlerimizi özlemle anar olduk. En çok da özlediğimiz, çocukluk yıllarında sabahtan akşama kadar doyasıya sokakta arkadaşlarımızla oynadığımız çocuk oyunları olmuştur. Tüm gün arkadaşlarımızla birlikte oynadığımız oyunlarla, birbirlerimizin kişiliklerinin gelişmesinde bilmeden de olsa rol oynamışızdır. Çekingen bir çocuk, arkadaşları ile oyun oynarken, daha mutlu ve hareketli olmuş, sosyal bağları güçlenmiştir. Çocuk oyunla kendini ifade eder, oyunla merakını giderir ve oyunla dünyalar kurar.

***
Benim de şimdilerde ‘Hey gidi günler!’ dediğim çocukluk günlerimizdeki oyunları kısaca bir hatırlayalım…
Saklambaç, köşe kapmaca, yerden yüksek, mendil kapmaca, yağ satarım, yakan top, istop, bilye oyunu, gazoz kapağı oyunu, ip atlama, birdirbir, körebe, topaç çevirme, sözcük bulma, sessiz film, isim-şehir-eşya, uzun eşek ve tabii ki biz erkek çocuklarının vazgeçilmezi mahalle maçları. Daha aklımıza gelmeyen ve yöre yöre değişen birçok çocuk oyunu vardı. Şimdilerde belki sadece küçük kasabalarda oynanan bu oyunlar bir bir unutulmaya başlandı, hatta çoktan unutuldu! Şimdi soruyorum size, yukarıda saydığım oyunların hangisinin bizlere ufacık bir zararı vardı? Ne saldırgandık, ne huysuzduk, ne içine kapanıktık, ne de psikolojimiz kötüydü. Tek zararı, belki de bazı oyunlarda koşarken düşüp kolumuzu-bacağımızın yaralanmasıydı. O dönemlerde ne çocuk psikolojisi, ne çocuk terapisti, ne çocuk psikiyatrisi, ne de bir çocuk gelişim uzmanlık alanları vardı. Gerçekten yoktu…

Gelişen Türkiye ve hayatımıza giren teknolojik aletler ve de gelişen medya teknolojisi ile oyun; çocuklar için gelişim süreci olmaktan uzaklaştı. Çocukların temiz dünyaları, tuhaf figürlerin davranışlarıyla biçimlendi. Yeni jenerasyonun gerçekdışı, mitolojik tiplemeleri çocukların ilgisini çekmekte ve hayal dünyaları bu figürlerle şekillenmektedir. Bu oyunların sokak oyunlarından daha fazla heyecan verici olması, çocukların tüm gün ekran başından kalkmadan bunları izlemeleri, sosyal kişiliklerini kötü yönde etkilediği gibi, günlük yapması gereken sorumluluklarını da sınırlamakta. Zamanla bu oyunlar çocuklarımızda bağımlılığa varan sorunlar yaratmaktadır.

***

Çocukluk yıllarımızda masum olan oyunlarımızın yerini alan bu tehlikeli oyunlar, çocuklarımızı etkisi altına almış ve birer bağımlı yapmıştır. Çocukların gelişim aracı olan oyunlar artık onların ruh halini bozan, kötü bir düşmandan başka bir şey değil.
İnternet bağımlılığı, genel olarak internetin ve internet ile bağlantıyı sağlayan her türlü teknolojinin aşırı kullanımı, bu yöndeki isteğin durdurulamaması, kişinin internete ulaşamadığında aşırı sinirli, gergin saldırgan olması ve tüm bunların sonucunda da kişinin aile içi ilişkilerinin, iş hayatının, okul hayatının ve sosyal yaşamın olumsuz yönde etkilenmesidir. (Devam edecek…)