2024 yılı tıpkı öteki yıllar gibi ülkemiz adına hiç de iyi geçmedi.

Yaşatılan ekonomik kriz, yoksulluk, yaşam pahalılığı, işsizlik…

Umudu olan var mı?
Gelir dağılımındaki adaletsizlik yoksulları daha yoksul zengini daha zengin yaptı!

Aylık 17 bin 2 TL ile milyonlarca insan evlerini geçindirmek, yaşamak adına çaba gösterdiler.

Yıllarca prim ödeyip huzurlu bir yaşam hayali kuran emekliler ancak 12 bin 500 TL sefalet ücretine mahkûm edildi…

Ülkemizde 7,1 milyon kişinin asgari ücretle çalıştığı belirtiliyor.

Anne-baba ve ortalama 2 çocuklu ailelerle bu sayı 28 milyon civarına tekabül ediyor.

Düşünün bu kadar insan 17 bin 2 TL ile 30 gün geçinmek zorunda. Bunları düşününce de aynen başlıktaki gibi, Masada bırakılmış çay gibi gittikçe soğuyoruz hayattan.

Beklentilerimizin bizi ne kadar mutlu ettiği ya da ne kadar üzdüğü, beklediğimiz şeylere verdiğimiz önem ve değerle de ilgilidir. Beklediğimizin gerçekleşmesi ya da iyi bir sonuç bizi çok mutlu edebilir, sevindirebilir fakat daha kötü bir sonuç mutsuzluk verir.

Her yılsonu bir sonraki yıldan umutlanalım diyoruz, ama daha da kötü şeyler geliyor başımıza. Onun için, hayatın her zaman istediğiniz gibi olmasını beklemeniz hayal kırıklığına yol açabilir.

Son 4 yıla baktığımızda hayal kırıklığı… Adeta ‘Cehennemin provasını yaşadık.

2020 yılıyla birlikte hayatımıza giren Covid-19 virüsü çoğumuzun beklentilerini, umutlarını yok etti.

Covid-19 insanları eve hapsetti, 6 Şubat depremi ise sokağa hapsetti. Daha nasıl kara yıllar demeyelim.

Sanırım çoğumuz 2024 yılının bitmesiyle her şeyin daha iyi olacağını düşünüyoruz. Çünkü 2024 yılında gerçekleşmemiş beklentilerimizin ve bu durumun bize getirdiği mutsuzluk hissinin yerini 2025 yılı için yeni oluşturduğumuz umutlarımızın, hedeflerimizin ve beklentilerimizin almasını istiyoruz.

Umut, olumlu gelecek beklentilerinin olumsuz gelecek beklentilerinden daha yüksek olmasıdır. Umutsuz olmamıza rağmen iklim krizinin, doğal felaketlerin ve savaşların yaşanmadığı bir 2025 yılı olsun. Hoşçakalın.