Afganistan’daki kadınlara bakıp hayıflanıyoruz ya.
“Kadın sevilmek içindir, dövülmek için değil” diyoruz.
Aslında (sever gibi göründük ama)biz Müslümanlar kadınları hiç sevmedik.
Saçlarını sevdik; hele bir de sarışınsa daha çok sevdik.
Ağızlarını sevdik, eğer bir de şehvetli ve dolgun ise daha çok sevdik.
Göğüslerini sevdik.
Eğer biraz da dolgunsa daha, daha çok…
Bacaklarını sevdik; hele bir de sütun gibiyse (yani çok düzgünse) bayıldık.
Kalçalarını sevdik.
Gerçekten güzel vücutlu ve “çıtır”sa daha çok sevdik.
Yolda, arabada, televizyonda, internette onlara hep baktık.
Her yerlerine iyice ve dikkatlice baktık.
Döndük bir daha baktık.
Kadınların her yerlerine baktık ama, gözlerine ya hiç bakmadık, ya da baktığımızda çok geç olmuştu.
Biz kadınlara çok dokunduk.
Onlar istese de, istemese de dokunduk.
Son yıllarda dini motiflerden güç bulanlarımız oldu.
Eh! Yozlaşan toplum ve geç gelen, hatta bazen hiç gelmeyen adalet olunca da 13-14 yaşındaki çocuklara bile dokunmaya başladık.
“Sapık” damgası almayı göze alanlar bile şaşırdı.
Çünkü “sapık” diye haykıran ne kadar azdı.
Kadınlara dokunmada Dünya sıralamasında üst sıralara geldik.
2009 istatistiklerine bakın;
Kadınlarımızın yüzde 40’ını dövmüşüz.
Yüzde 45’ine ise, küfür, hakaret, küçük düşürme gibi şiddet uygulamışız.
Yüzde 16’sına zorla sahip olmuşuz(ve olmaya devam ediyoruz)
Bu çirkinliklere maruz kalan her 3 kadından biri intihara kalkıştı, ama biz hiç oralı olmadık.
Fener, Cimbom ya da Adana Demirspor maç kaybettiğinde çok üzüldük ama, kadınlar söz konusu olunca pek oralı olmadık.
Ama kadınlar hep sustular.
Çünkü; konuşsalar, kimse inanmazdı onlara.
“Kimbilir neler yaptın ki, sana tacizde ya da tecavüzde bulundu amcan, ya da komşun” türünden tepkiler alacaktı.
Ama bu ders o kadar acıdır ki, biz erkekler bilemeyiz.
Bizlere sorulduğunda yüzde 25’imiz “Bazı durumlarda kadın dövülür” demeyi doğal hale getirdik.
Kadınlarımızın yüzde 52’si “Erkek kadından sorumludur” diyecek kadar kadınlığını unutmuş, ya da unutturulmuş.
Kadınlarımızın nerede ise yarısı (yüzde 49’u) “Erkek ne zaman isterse bana sahip olabilir”diyecek konuma gelmiş, ya da getirilmiş.
Hal böyle iken kabul edelim, biz kadınları kullanmayı çok sevdik.
Evde, işte, siyasette, okulda, kısacası her yerde.
“Cennet anaların ayaklarının altında” diye diye büyütüldük.
Ama anaları hep ayaklarımızın altında çiğnedik.
14 Şubat “Sevgililer Günü” ya da anneler gününde birkaç saat ara verdik, ama sonra yine ezmeye devam ettik.
Bu ülkede kadın olmanın ne kadar zor olduğunu biz erkekler bilemeyiz.
Ülkemizin kurucusu Atatürk 1930’lu yıllarda Türk kadınına, Dünya’daki bir çok çağdaş ülkeden önce “hak ettiği hakları” verdiğinde umutlanmıştık.
Maalesef yeteri kadar mesafe kat edemedik.
Gazetelerin üçüncü sayfaları halen kadın cinayetleri ile dolu.
Kadınlarımızı Afganlı kadınlarla mukayese edersek …Ohooo, Dünyalar kadar yol almışız.
Ama gelişmiş ülkelerle kıyaslamaya girince alt sıralarda yer alıyoruz.
E, yani?..
Yanisi yok; şurası muhakkak ki…
En kısa zamanda Atatürk’ün hedef gösterdiği “Murahhas Medeniyetler Seviyesine” yükselmeliyiz.
Kadınımızı Afganlı kadınlarla kıyaslayarak değerlendirmek yanlış olur.
Bu hususta da hedefimiz gelişmiş ülkeler olmalı.