İbrahim Ortaş hocam, ilginç ve doğru saptamalarla dolu bir mail yollamış bu hususta.

Birlikte okuyalım istedim.

İnsanın Tarım ile Öğrenmeye Başlaması ve Bilgi Aktarımı Süreci

İnsan, tarımla uğraşmaya başlamadan öncesinden doğadan öğrendiklerini sonraki kuşaklara aktarma ihtiyacı hissetmiştir. Öncelikle aile içinde, annenin yavrularına gıdaya ulaşmayı öğretmesiyle başlayan bu süreç, zamanla mesleklerin babadan oğula aktarıldığı bir bilgi paylaşımı şekline dönüşmüştür. Yazının icadı ve matbaanın geliştirilmesi, bilginin aktarılmasını yaygınlaştırmış, sanayi devrimiyle gelişen teknolojik araçlar (kalem, daktilo, bilgisayar gibi) sayesinde bilginin sistematik bir şekilde üretilmesi ve aktarılması mümkün hale gelmiştir. Ancak bu süreçte bazı toplumlar temel bilimleri, felsefi sorgulamayı, soyut düşünmeyi ve analitik yaklaşımları önemseyerek gelişmişken, öğrenme becerilerini geliştiremeyen toplumlar geride kalmıştır.

Bilginin teknolojiye dönüşmesi ve metalaşması, sosyal eşitsizliklerin artmasına ve zengin-yoksul arasındaki uçurumun derinleşmesine yol açmıştır. Ancak bu durumun, eğitimin ve öğretimin amaçladığı veya desteklediği bir sonuç olmadığı açıktır. Eğitim ve öğretimin temel amacı, bireyleri çok yönlü bir şekilde donatarak toplumun gelişimine katkı sağlamaktır.

 Eğitim ve Öğretmenin Rolü

Gelişmiş ülkelerin başarısında, okul ortamı kadar öğretmenlerin bilgi birikimi ve deneyimleri de önemli bir rol oynamaktadır. Eğitim sisteminin en önemli aktörü olan öğretmenler, öğrencilerin farkındalıklarını artırmak, bilgi, görgü ve anlayış kazandırmak için çalışmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Köy Enstitüleri modeli, ülkenin kalkınma hedeflerine ulaşması için nitelikli insan gücü yetiştirme açısından önemli bir girişimdir. Ancak bu model, iç ve dış müdahaleler nedeniyle uygulamadan kaldırılmıştır.

Öğretmenlik, bir iş kapısı değil, adanmışlık gerektiren bir meslektir. Öğretmenler, öğrencilerine daha fazla bilgi aktarabilmek için kendilerini sürekli geliştirir. Ancak son yıllarda ekonomik zorluklar ve liyakate dayalı olmayan uygulamalar, öğretmenlerin motivasyonlarını olumsuz etkilemekte ve tükenmişlik hissi yaratmaktadır.

Eğitim sistemindeki en önemli aktör ve role model elbette ki öğretmendir. Cumhuriyetin ilk yılarındaki eğitimin ve Köy Enstitülerinden yetiştirilen eğitimin yetiştirdiği eğitimcinin tak ve nihai amacı; öğrencilerin farkındalığını artıracak bilgi, görgü ve anlayış kazandırmaktı. Hiç bir öğretmen, hoca, bilgin, bencillik yapıp bilgisini saklamaz, bilgisini öğrenmek isteyenlere ile paylaşır. Öğretmenlik bir iş kapısı değil, bir yaşam anlayışı olarak tam bir meslek adanmışlığıdır. Öğretmen işe değil, okula içtenlikle gider. Öğretmenlik heves ve yardım etme tutkusu ile yapılan bir meslek olarak zamana bakılmaksızın sürekli yapılırdı. Bizler ilkokulda ve ortaokulda etütlerde ve ödevlerimizi gece dahi çoğu zaman öğretmenlerin kontrolünde yapardık.

Öğretmen için yaşları ne olursa olsun öğrenmek isteyenlere bir şeyler öğretmek, onları nitelik eğitim vererek onların evrensellik düzeyinde gelişmişliğini sağlamaktır. Bunun için maaşının yetersizliğine rağmen, okumak ve kendilerini geliştirerek öğrendiklerini öğrencilerine daha fazla bilgi aktarmaktadırlar. Bu yolda çoğu zaman maddiyat ile ölçülemeyecek büyük bir gururla ve huzurla yapmaktadırlar. Ancak son yıllarda çok sık basına yansıyan araştırma sonuçlar ekonomik zorluklar yanında liyakate uygun olmayan durumlar nedeniyle hevesiz, moralsiz ve tükenmişlik duyguları yaşadığı görülmektedir.

(Devam Edecek)