“Hasbinallah ve nimel vekil” dedi. “Hasbinallah” ne demektir? “Bana, Allah yeter!” demektir. Ahmet’e, Mehmet’e, Hasan’a, Hüseyin’e gerek yok demektir. “Ve nimel vekil”; O ne güzel vekil demektir. Bunu samimi olarak diyeceksin dille değil; kalpten, gönülden, bütün melekelerinle diyeceksin. Zaten, bir insana Allah vekil ise onun bütün dertleri bitmiştir. Burada da bitmiştir, ötede de bitmiştir. Ne yaptı bu? Aklını Allah’a teslim etti.

Bugün veliler, bir saniye Allah’tan gafil olsun, bedeni cenabet biliyor, kalkıpta boy abdesti alıyor. Bu mümkün mü dersin, bu nasıl mümkün? Akla güvenmiyor, aklın sahibine güveniyor. Akıl biliyorsun nefse de hizmet eder, ruha da…

E şimdi, akıl iyiye de hizmet ediyor, kötüye de, hizmet ediyor ama aklı Allah’ın tekeline verdiğin an hizmet etmiyor artık. Nefsin bütün istekleri, arzuları, orada bitmiş oluyor. Yoksa biliyorsunuz ki nefsin heva ve hevesine uymak gizli şirktir.

Resulullah diyor ki; “Benim ümmetim, puta tapmaz, ama ben onlar için gizli şirkten korkarım” diyor. Bu da nedir nefsin heva ve hevesi. Zaten seyri sülüğün ana gayesi nefsi arındırmaktır.

Neyden? Emmare’den.

Neyden? Levvame’den.

Neyden? Mülhime’den.

Bunlardan arındırmak, nefsi adam etmek. Nefis adam oldu mu? Allah kalbine iman yazıyor sonra bir demir tozlarını, mıknatıs nasıl çekiyorsa, zikrin nurlarını o kalp çekmeye başlıyor. O çektikçe, nefisteki afetler azalıyor. Nefis nurlanmaya başlıyor. Nefs nurlandığı zaman, tertemiz pırıl pırıl bir şey oluyor. Nefis tezkiyesi bu işte, tarikatların asıl gayesi budur, nefis tezkiyesidir.

Ha sarıldıkça zikre kişi, kendini kimseden üstün görmez. Hırsı, tamahı, gadabı, şehveti buna benzer birçok şeyi ortadan kaldırır. Neden? Nefis tezkiye olmaya başladı, nefis arınıyor, arındıkça biliyor ki, mal da benim değil, mülkte benim değil, can da benim değil, hiçbir şey benim değil… Hepsinin sahibi var! İşte o zaman, O’nun (Allah’ın) “aman” kapısında bulunur ve her zaman için O’nun aman kapısının dilencisidir.

Yatağa yattığı zaman çıkarır avucunu, yatağın dışında tutar. Niçin tutar? “Ya Rabbi, ben senin dilencinim”, para koy demiyorsun; hikmet koy, ilim koy, yumuşaklık ver, insanlık ver, Senin sevdiğin kullarına verdiklerinden ver. “İhdinas sıratal müstakıym, Sıratallezine en´amte aleyhim” bunu istiyorsun.

Ağır Hastanın Öleceğinin İşareti Nedir? Ölüm Anında Görevli Melekler

Bir de Azrail insanın canını almaz.

Şimdi, İslam dininin bir insanın boynuna borç alması için, birincisi aklı başında olacak, ikincisi iman etmiş olacak. Ayeti kerimede; “Dinde zorlama yoktur” diyor. Eğer adam “İslam” olmamışsa, “İslam ol” diye zorlayamıyorsun, ama, “İslam” olmuşsa; İslam olduktan sonra, “Ben namaz kılmam!” diyemiyorsun, yapmam yok!

Aklı başında olmayan insan, hayvan mesabesindedir. Ötede onun için, cennet ve cehennem yok, mesuliyet yok. Bunlar ötede iptal ediliyor hayvanlar gibi… Başka bir deyişe göre de ne kadar doğrudur onu bilmiyorum, Âraf’a gidiyor, dünya gibi bir yer. Diğer alem sırf cennet cehennemle sınırlı değil.

Birde Azrail insanın canını almaz. “Azrail gelir, canımızı alınca…” der dururuz. Can alan Azrail değildir. Bir insanın ölümünü seyretsen, bir daha ömür boyu tebessüm edemezsin.

Bir ağır hastanın başına gidin, ilkin bakacağımız şey baş parmağını yummuşsa (deli ve çocuk hariç), baş parmağını içeri alıp yummuşsa, o gidicidir, hazırlık yapın, ama, ne kadar ağır hasta olursa olsun -baş parmağı dışarıdaysa- yumruk halinde defteri dürülmemiştir; yaşar, bu birinci.

İkincisi, bir insanın canını almaya dört grup melek gelir. Ayrıca, iki grup daha gelir. Grubun biri cennetten, nurdan bir şilte getirir. Aynı yeni doğan bebek nasıl bir şeye sarılır. İkinci grup melekte, cehennemden zift şilte ile gelir. Ölen mümin ise nura sarılır, ölen kafir ise zifte sarılır.

Yarın Devam Edeceğiz…