‘ACILARIN KADINI’ ALBÜMÜ SATIŞ REKORLARI KIRDI
\nİlk plağını bu olaydan sonra çıkardı. Sektör bu kötü kaderi avantaja dönüştürmek için oldukça hevesliydi. Koca dayağı yiyen ve bir gözü kör olan arabesk sanatçısı, tam da reklamı yapılacak şeydi. İstanbul’da sahne almaya başladı ve tüm sosyete Bergen’i dinlemek için salonları tıklım, tıklım dolduruyordu. 1986’da ‘Acıların Kadını’ albümü öyle sattı ki, Sezen Aksu’nun ‘Git’ albümünü büyük arayla geride bıraktı. Ardından ilk ve son sinema filmini oynadı. Beklendiği üzere filmin adı ‘Acıların Kadını’ ve yine ilk ve son defa 1987’de televizyona çıktı.
Bergen, hayallerindeki şöhrete kavuşmuştu artık. Altın plak ve altın kaset ödülü aldı. Bir gözü yoktu, ama hayalleri artık gerçekleşme yolundaydı. Bazen gözünün eksikliğini öyle hissederdi ki, insanlarla göz göze gelmekten çekinirdi. Kaset kapaklarındaysa değişiklik olsun diye bazen fotoğraflar ters basılır, kiminde sağ, kiminde sol gözü saçlarıyla kapalı olurdu. Bunu düşünecek kadar kafasına takardı.
“ARTIK MUTLULUĞUN KADINIYIM” DEDİ AMA…
Yaşadığı acılar bitmek bilmiyordu, ama onu kör eden adamla görüşmeyi de sürdürüyordu. Bunun adınaysa Aşk diyordu. Adana’da bir gece, yine sahne çıkışı mekânın fotoğrafçısı tarafından bacağından 6 kez bıçaklandı. Nedeni hala bilinmese de, bunu yapan kişi şöhret olmak için yaptığını iddia etmişti. Bergen sahnelere çıkmaya devam ediyordu, her şeye rağmen. Hatta kimseden korkmuyorum dercesine 1988’de yurtdışı turnelerine bile başladı. O sıralar gözünü kör eden kocası kezzap olayından dolayı hapisteydi, görüşmeye ise halen devam ediyorlardı. O yılın sonunda kocası hapisten çıkınca sahnelere veda etti. Mersin’de bir ev tuttu ve birlikte magazinlere mutluluk pozları vermeye başladılar. Yine dayaklar başlayınca bu sefer boşandılar. Tamamen bitti diyordu Bergen, sahnelere döndüğünde. Gazetelere “Artık mutluluğun kadınıyım” diye röportaj veriyor, sahnede ise ‘Acıların Kadını’nı okuyordu, ağlayarak. Albüm kayıtları son sürat devam ederken, sahnelerde de arabeskin kraliçesi olmayı sürdürüyordu.
14 AĞUSTOS 1989…
Kayseri’deki bir konserin ardından evine gitmek için bir taksiye binen Bergen ve annesinin önü, şehirlerarası yolda eski eşi tarafından kesildi. Konuşmak için Tarsus’ta dinlenme tesisinin birinde durdular. Adam, Bergen’in ona geri dönmesini istiyor, Bergen ise direniyordu. Şiddetli bir tartışma yaşanıyor, kimse bir şey yapamıyordu. “Sana dönmeyeceğim” dedi Bergen ve bu onun ağzından çıkan son cümle oldu. Adam cebinden bir silah çıkarttı ve Bergen sabaha karşı şehirlerarası bir yolun ıssız mola yerinde, yaşı daha 30’a gelmeden, gerçekten sevilmeden, hayallerine tam erişemeden sırtından 6 kez vurularak öldü. Öldürüldü!
BERGEN’İN KATİLİ SADECE 7 AY HAPİS YATTI
Türkiye’de öldürülen yüzlerce, binlerce kadın gibi onun da haberleri gazetelere çıktı, ama bir farkla. O, ünlüydü ve haberi 3. sayfada değil, manşet olarak verilmişti.
Katile 15 yıl hapis istendi ve tahmin edin ne oldu? Tecavüz ederken yarım kaldı diyen gibi, ilaçla bayıltıp tecavüz edenin meğer eski sevgilisi çıkması, tayt giydiği için tahrik olup öldürdüğünü söyleyen gibi o da iyi hal indirimi aldı. Sadece 7 ay hapis yattı ve hapisten çıkması akrabaları tarafından kurban kesilerek kutlandı.
Cenazesine müzik camiasından kimsenin katılmadığı Bergen, Tarsus’ta rahat verilmeyeceği korkusuyla yapılan demir parmaklıklı kabrinde, onun gibi canice canı alınan Özgecan’la aynı mezarlıktalar ve büyük ihtimalle aynı cennetten bize bakıyorlar.
HASTALIKLI BİR AŞKIN KURBANI OLDU
Sanırız Bergen’in tek acısı, erken yaşta âşık olduğunu sanıp evlenmesi. Bir hayal kırıklığı ardından kendini hiçbir zaman toparlayamayıp, acılar sinsilesine kapılmış ve kendine zarar vereceğini bile, bile hastalıklı bir aşkı devam ettirmeye çalışmış.
Başına gelen onca olayda hep dik durmayı bildi. Zorlu geçirdiği zamanların ardından kimseye muhtaç olmadı. Yüzünün bir tarafı yanmasına rağmen, hayata küsmedi. Tüm acılarını içine atarak sahnelere çıktı ve hayatı için çabaladı.
İşte ‘Acıların Kadını’ Bergen’in hayat hikâyesi… Bu kadar acıya, saçma sapan bir aşkın kurbanı olmaya ve hayatının baharında canından olmaya ne gerek vardı? Ne diyeyim; Nasip, kısmet… Huzur içinde yat ‘Acıların Kadını…’
KAYNAK: https://ViBio.com.tr/